Hayatın koşulları içerisinde araçların değişmesi tabii bir olaydır ve insanların günden güne farklı araçları kullanmaları yadsınamaz. Söz gelimi eskiden binek olarak canlı hayvanlar kullanılırken bugün fosil yakıtlı, hatta elektrikli arabaların kullanılması gayet normaldir. Ancak araçların değişimi üzerinden giderek bunlardan bütünüyle bağımsız olan dinî esasların da değişmesi gerektiğini dillendirmek amiyane tabirle sapla samanı karıştırmak olur. Nassa dayalı ve zaman yahut mekânla kayıtlı bulunmayan dini hükümleri değiştirmek yahut etkisizleştirmek hayatın değişken koşullarına sığınılarak başarılmak istenmektedir. Hâlbuki aslında değişen, toplumsal bakış açısı ve buna bağlı olarak modernleştikçe yozlaşan toplumsal algıdır. Tüm bu çabalar dini hükümleri bu algı ile uyumlu hale getirmek için serdedilmektedir. Çünkü insanlar modern algı ile hayatı değerlendirmeye koyulunca, buna uygun düşmeyen her şeyi yadırgamaya ve reddetmeye yatkınlık gösterdiler. Böylece reformist sunumları satın almaya hazır hâle geldiler. Zamana ve mekâna bağlı olarak insanların değer ve algıları değiştikçe nassa dayalı hükümlerin bunlara uyarlanmaya çalışılması yahut ıskat edilmesi bizatihi dinin kendisini insanların nazarında anlamsız ve değersiz kılacağından, bir netice vermeyecektir. Bu türden bir çaba ve yaklaşımın dinî literatürdeki karşılığı ve Allah katındaki vebali konuya dair ayet ve hadisleri zikretmekten müstağni kılacak düzeyde herkesin malumudur.. Gidişatı/rüzgârı gözeten ve buna uygun olarak İslami esaslarını manipüle ederek toplumun peşinden sürüklenen bir "aydın tavrı/ilmi yaklaşım" yerine, topluma istikamet kazandırmak için öne geçen/liderlik eden ve içtimai hayatı doğru ve müstakim kılmak üzere toplumu, tahrif ve tevrihlerden arındırılmış sahih dini bilgiyle aydınlatmaya ve
Sayfa 167·Kitabı okuyor
Bir hükmün uygulanmaması ayrı bir konu, o hükmün ıskat edilmesiyse apayrı bir konudur. Yozlaşma, hükmün müminler tarafindan uygulanmaması düzeyinde kalmamakta, bir süre sonra bunu hükme yabancılaşma ve hükmü inkâr adımları izle-mektedir. İlahi bir haddin hükümsüz kılınarak boşa çıkarılmaya çalışılması elbette Allah'a karşı büyük bir cüret ve cürümdür. Tahrifçilerin bu meyanda ayetlere verdikleri uygunsuz manalarile modern algıya uygun olarak durumu kurtarmaya çalışmalarına karşılık, tarihselciler hükümleri aynıyla kabul ve hatta ifşa etmekle birlikte bu çağda söz gelimi kısasın yahut el kesmenin söz konusu olamayacağından dem vurarak bu hükümlerin artık geçmişte kalması gerektiğini ifade etmektedirler.
Sayfa 165·Kitabı okuyor
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İstikamet krizlerini tetikleyen ve besleyen sürükleyici temel bir vektör olarak ekonomik refahın nankör insanlar üzerindeki menfi etkisi Kur'an-ı Kerim'de sıklıkla gündeme getirilir: "Onlara ve atalarına bolca nimetler verdin de onlar zikri unuttu ve böylece helak olmayı hak eden bir kavim oldular." (Furkan, 25/18) "Gerçek şu ki insan azar; kendisini müstağni gördüğünde!" (Alak, 96/6-7) Dünya hayatının görünen en parlak yüzü ve en önemli gücü paradır. Cenab-ı Hak, Karun'u anlatırken, onun Allah'ın ayetlerini bir kenara bırakıp sonsuz bir beklentiyle dünyaya yöneldiğinden söz eder. (Araf, 7/175-176) Öyle ya para olmadan dünya hayatının sefahati mümkün olmaz.
Sayfa 155·Kitabı okuyor
Bireyde başlayan ilim yolcuğu, onu imana ve hidayete muvaffak kılınca, kişi kendi çapındaki sorumluluğunu dinî hayatıyla yaşamaya çalışır. İlimden takvaya, takvadan da tekrar ilme geri dönen bir fayda çevrimi söz konusudur.
Sayfa 150·Kitabı okuyor
“Tarihin ironisi” diyebileceğimiz bu durum, tersinden, İsrail'in bayrağı için de söz konusu. İlk kez 1800'lerin sonunda, Jacob Askowith adlı bir Amerikan Yahudisi tarafından tasarlanan ve 1891'de Boston'da kamuoyuna takdim edilen bayrak (iki mavi çizgi, ortasında altı köşeli “Davud Yıldızı”), altı yıl sonra düzenlenen Birinci Siyonist Kongre'de üyeler tarafından kabul edildi. Sonraki yıllarda küçük değişimler geçiren bayrak, nihayet, İsrail'in kuruluşundan birkaç ay sonra, 12 Kasım 1948'de yeni devletin resmi bayrağına dönüştü.
Sayfa 15·Kitabı okuyor
Tarih
Mekkeli kadınlardaki bu değişim sadece ekonomik talepler noktasında kalmıyor, eşin fikrine itaat etme noktasında da kendisini gösteriyor. Bir gün Hz. Ömer bir konu hakkında hanımıyla konuşurken hanımı kendisine itiraz ediyor. Hz. Ömer de (r.a.), "Sen benim sözümün üstüne söz mü söylüyorsun?" deyince hanımı kendisine gülüyor: "Ya, senin sözün üstüne onun sözünün üstüne söz söylüyorlar. İstersen git kendin gör." Hz. Ömer (r.a.) kızı Hz. Hafsa'ya gidip "Kızım, sizin de aile içerisinde Resulullah'a (s.a.v.) karşı koyduğunuz, onu bastırmaya çalıştığınız oluyor mu?" diye sorunca, "Evet baba oluyor. Burası Medine, Mekke geride kaldı." kabilinden cevaplar verir. Anlıyoruz ki İslam, Medineli kadınların bu baskın tarafına dokunmamış. Çünkü helal daire içerisinde kaldığı ve neticede karşılıklı rıza üzerine yürütülen evlilikler olduğu sürece herhangi bir sıkıntı yok. Ancak Resulullah'ın (s.a.v.) evliliklerine baktığımızda kendisinin böyle bir evliliğe yanaşmadığı anlaşılıyor. Zira Hz. Peygamberim eşleri arasında ensardan bir hanımefendi görmüyoruz.
Sayfa 131·Kitabı okuyor