Müslümanların işgalden önce asırlardan beri bilip yaşadığı İslâmı; her mezhepten fıkıhçıların, usulcülerin, tefsircilerin, hadisçilerin bilip taharet kitabından cihad kitabına kadar tüm kitaplarda açıklayıp şerh ettikleri akide, şeriat, Kur’an ve sünnet İslâmı’nı Siyasal İslâm diye yaftalamaya kalkıştılar.
İslâm idare edenlere, hakkı gerçekleştirip batılı yok etmek suretiyle idare olunanların hayrına çalışmayı farz kıldığı gibi idare olunanlara da idarecileri bu şarta uyduğu takdirde onları dinlemelerini ve itaat etmelerini farz kılmıştır.
Seleften bir zat da şöyle demiştir, "Lanete uğramak demek, yüzün kararması veya maymun suretine girilmesi demek değildir. O, bir günah işledikçe yeni bir günah aramak demektir. Çünkü lanet, Allah Teâlâ'nın rahmetinden uzak kalmaktır. Bunun sebebi de, sonucu da, bu şekilde günahlara ibtila ve düşkünlük göstermektir."