Kırmızı Saçlı Kadın, Orhan Pamuk'tan okuduğum ikinci kitap. Daha önce okuduğum Yeni Hayat ile karşılaştıracak olursam Orhan Pamuk okumaya başlamak için daha iyi bir seçenek. Çünkü Yeni Hayat'taki o yoğun anlatım bu kitapta yoktu. Daha sade, daha kolay okunabilir, daha akıcı bir eser.
Konusuna gelecek olursam Cem; annesiyle babasının mutlu bir evliliği olmadığının farkında olan, babasının evden siyasi nedenlerle sık sık ayrılmak zorunda kaldığı bir evde büyüyen, liseli bir gençtir. Bir gün babasının onları terk etmesi, Cem için baba figürü eksikliğinin yanında ekonomik sorumluluğun da onun üzerine kalmasına neden olur. Üniversiteye hazırlanan Cem, dershane parasını çıkarmak için evinden çok uzakta olan Öngören'de kuyucu Mahmut Usta'nın yanında çırak olarak çalışmaya başlar. Zamanla Mahmut Usta'yı baba figürü ile özdeşleştirir, kendi babası ile karşılaştırmaya başlar. Ona hem büyük bir saygı duyar hem de ondan hoşlanmaz. Daha sonra kaldıkları yere yakın bir kasabada tiyatro oyuncusu olan, kitaba adını veren kırmızı saçlı kadınla karşılaşır ve onu görür görmez aşık olur. O yaz o köyde yaşadığı bu aşk ve Mahmut Usta'ya karşı duyduğu o garip hisleri sonucu ona yaşattığı şey hayatı boyunca Cem'in peşini bırakmaz, onun hayatının yönünü değiştirir.
Kitap, sık sık baba-oğul çatışmasını konu alan Rüstem ile Sührap ve Oidipus ile Sphinks efsanelerine değiniyor. Oidipus'un babasını öldürmesini ve Rüstem'in oğlunu öldürmesini konu alan bu eserler Cem'in hayatıyla iç içe geçiyor. Onu derinden etkileyen bu eserler mi onun hayatını şekillendiriyor yoksa yaşadığı hayattan dolayı mı Cem bu efsanelere ilgi duyuyor veya her ikisi birden mi bunu okudukça anlıyoruz. Kırmızı Saçlı Kadın, bazı yerleri hızla geçiştirilmiş hissi verse de okurken merak unsurunu diri tutmayı başardığından