Marksizm insanların maddi yaşamlarını üretir ve yeniden üretirken birbiriyle girdikleri toplumsal ilişkilerin bilimsel-eleştirel analizini temel alır. Kapitalist toplumdaki herhangi bir sürecin analizi, kapitalist üretim ilişkilerinden başlamak zorundadır. Yalnızca neyin ne kadar üretildiği değil, kimler tarafından (toplumsal emek) kimlerin çıkarı için (sermaye) nasıl (artı-değer sömürüsü ve mübadele değerine dayalı meta olarak) üretildiği, bu süreçte ortaya çıkan sınıflar arası sömürü, hakimiyet, çelişki ve mücadele ilişkileri ve bunların tarihsel gelişim süreci ve doğrultusu ancak bu temelde açıklanabilir.
Meta fetişizmi ise, kapitalizmin gerçek toplumsal ilişki biçimlerini gözlerden gizler. Karşıt sınıflar arasındaki sömürü, hakimiyet, kar/toplumsal ihtiyaç ilişkilerini/çelişkilerini örterek, metalar arası ya da insanlarla metalar arası ilişkilermiş gibi görünmesine yol açar. Burjuva ideolojisinin de temelini oluşturan meta fetişizmi, toplumsal ilişki ve süreçleri, teknik süreçlere, neyin ne kadar üretildiğine ve bu ürünlerle insanların ilişkilerine indirger.
“Genel kural olarak, kullanılır mallar, yalnızca işlerini birbirinden bağımsız olarak yürüten özel bireylerin ya da birey gruplarının emeklerinin ürünleri oldukları için meta haline geliyorlar. Bütün bu özel bireysel emeklerin genel toplamı, toplumun emeğinin tümünü oluşturuyor. Üreticiler ürünlerini değişinceye kadar birbirleri ile toplumsal temasa gelmedikleri için, her üreticinin ürününün özgül toplumsal niteliği, kendisini ancak değişim işinde ortaya koyar. Başka bir deyişle, bireyin emeği, toplum emeğinin bir parçası olarak, kendisini, ancak, doğrudan doğruya ürünler arasında, ve dolaylı olarak bunlar aracılığıyla üreticiler arasında kurulmuş olan değişim eylemi olan ilişkiler aracılığıyla açığa vurur.