Puan vermedi·368 syf.··
2026 6. kitabı
Kucak dolusu selamlar gönderiyorum sizlere sevgili kitap kurtlarım Sanırım postta gördüğünüz kitabı ben öve öve bitiremeyeceğim Spoiler vermeden söyleyebilirim ki, kitap bittiğinde muhtemelen bir süre kendi hayatınızdaki seçimleri ve "ya şöyle olsaydı?" ihtimallerini düşünmeye devam edeceksiniz. Ve eklemeliyim ki bir çırpıda kitap nasıl okunurun kanıtı Distopik, gerilim, heyecan temalı kurgusuna başlamak istiyorum; Jason ana karkaterimiz ve bir arkadasiyla bulustuktan sonra, kaderinin değişeceğini bilmeden, geldiği güzergahı değiştirerek evine başka yoldan gitmeye karar veriyor Fakat maskeli bir yabancı ile karşılaştıktan sonra Jason bir daha eskisi gibi olamıyor Fizik profesörü olan karakterimiz, maskeli yabancının onu kaçırması ardından, ailesine yani o çok aşık olduğu, uğruna kariyer değil de aile hayatını yaşamayı göze alan eşi Daniela ve oğlu Charlie'ye geri dönmeye çalışırFakat zaman algısı yitirilmiş bir evrende olduğunun farkına varmadan, aslında hiç evlenmemişc hiç çocuk sahibi olmamış olduğunu öğrenir Hayatının altüst olduğunun farkına varan fizik profesörümüz, o maskeli yabancıyı bulmaya çalışıyor ve sonunda 'kendisiyle' karşılaşıyor Sıradışı bir şekilde paralel evrende bölünmüş bir kimlik ile, sonsuz zamanın izinde eski hayatını kurtarmaya çalışıyor Ama bir yandan da asıl meseleye odaklanması gerek: PARALEL EVRENDE NE İŞİ VARDI? KENDİSİYLE YÜZLEŞMESİ GEREKEN HUSUSLAR NEYDİ? İtiraf etmeliyim ki arkadaşlar film tadında enfes bir kitaptı benim için. Sadece saatlere sığdırıp bir çırpıda okuyacağınız bir iitapti ve ben 6 saatte yalayıp yuttum Sizlere kesin önerimdir, sevgiyle ve kitapla kalın
Karanlık MaddeBlake Crouch · Doğan Kitap · 2018445 okunma
Spoiler
7/10
·309 syf.··
2026 3. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:35
yani ne diyeceğimi hiç bilmiyorum. olaylar açığa çıkmaya başladığı andan itibaren zihnim koskoca bir toz bulutuna döndü. en baştan başlayayım en iyisi. kitabın büyüm bir ters köşe içeren bir gerilim kitabı olduğunu biliyordum. açıkçası gerilim kısmı bana pek geçti diyemem. ama bu kitabın başka hangi tür olduğunu söylerdim onu da bilemiyorum. 300 sayfa olmasına rağmen gerçekten upuzun bir kitap okumuşum gibi hissettim. yazarın, psikoterapistin hem kendi hayatını hem de alicianın hayatını bu kadar detaylı vermesinden ikisi arasında bir bağlantı olacağını ve o bağlantının aldatan kişiler olacağını da tahmin ettim. açıkçası ben okurken theonun hayatı ve aliciayla olanlar paraleldir yani aynı zamanda gerçekleşiyordur diye düşünüyordum. bir noktada acaba kathynin aldattığı kişi gabriel mı diye düşündüğümde de zaman kavramı beni sorgulattı. theonun hayatında yaşananların 5 yıl öncesi olduğuna dair hiçbir iz, ipucu yoktu. dolayısıyla hikayenin böyle birleşmesini, iki hayatın birbiriyle bu kadar iç içe olmasını hiç beklemiyordum. Sanırım en sevdiğim kısım Artekris hikayesinin kitabın en başından sonuna bu kadar güzel işlenip bağlanmasıydı. gabrielin ölmesi için aliciayı seçtiği anda artekrisle bağlantı bana gerçek bir haz verdi. ama yazılışta güçlü olmayan kısımlar da vardı. kitapta ferçekler ortaya çıkana kadarki kısımda okuduğumuz theo ile ondan sonraki theo sanki birbirinden bambaşka iki insan. işk 200 250 sayfada okuduğumuz theonun gerçekten ona yardım etmek isteyen bir psikoterapist olmasından başka bir şey düşünmemizi gerektirecek hiçbir iz yoktu. yazar gerçekleri açıkladığı bölümden sonra theo her şeyi açık açık konuşup niyetini belli ederken ondan önceki sayfalardaki theo silinmiş gibiydi. yani sanki kitabın başkahramanı da nasıl biri olduğunu bizimle beraber öğrenmiş
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202312,9bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·152 syf.··
2026 38. kitabı
UTZ / Bruce Chatwin Her yeni kitap, yeni bir hikâyeyi ziyaret etmek ve ona kısa bir süreliğine konuk olmak demek. İzninizle direkt kitaba dalıyorum. Nasıl güzel olurdu, o orijinal porselenlerle dolu evi gerçekten gidip görmek. Ama okurken Prag'ı ve o evi hayal etmek bile keyifliydi. Koleksiyon yapan insanlara her zaman gıptayla bakmışımdır. Çünkü bir şeye tutkuyla bağlanabilmek, onu korumak ve yıllarca emek vermek bana özel bir duygu gibi gelir. Her şey algı meselesi değildir, bazen olanı olduğu gibi görmek gerekir. Kitapta savaşlardan, toplama kamplarından ve soykırımlardan kurtulup başka ülkelere savrulan insanların hikâyeleri kadar, o karmaşanın içinden çıkıp hayatta kalabilen porselenlerin de ayrı bir hikâyesi var. Pazarda karşısına çıkan o parçaları evine götürmek, onları korumak ve yaşatmak çok derin bir anlam taşıyor. Sanki Utz, "Bari siz ziyan olmayın, bari sizi kurtarayım." der gibi. Belki hayatı porselenlerden ibaretti ama yine de içinde yarım kalmış bir şeyler hissediliyor. Devam etmek istemiş ama edememiş, hayat onu bir yerden alıp başka bir yere bırakmış ve "Buraya da uğraman gerek." demiş gibi. Bir yandan da Utz'un porselenlere duyduğu tutkunun yalnızca bir koleksiyon merakı olmadığını düşündüm. Sanki o porselenler; geçmişe, hatıralara ve kaybetmek istemediği şeylere tutunma biçimiydi. Bu yüzden kitap boyunca sadece nesneleri değil, insanın aidiyet duygusunu da okudum. Belki de kitabın bana bıraktığı en güçlü his buydu. İnsan bazen özgür olmakla sahip olmak arasında kalıyor. Utz'un hikâyesinde de bunu hissettim. Ben böyle bir kitaba konuk oldum. Daha fazla spoiler vermeden, altını çizdiğim birkaç cümleyi paylaşayım: "Şiddetten nefret etse de pazara yeni sanat eserleri düşüren felaketlerden son derece memnundu." "Bir de sindirilmeyi reddeden
UtzBruce Chatwin · Can Yayınları · 2024152 okunma
Kendi sıcacık bedeninin içinde, capcanlısın. Özgürlük budur!
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
-Mini spoiler içerir- Gece Yarısı Kütüphanesi’ni okuyanlar bilir. Yaşadığımız hayatın sonsuz ihtimalleri var ve orada Nora ile beraber hala devam eden bir hayatın yaşanmış ve yaşanmamış bütün ihtimallerini sevmeyi, kabullenmeyi ve bilinmezliğinin dayanılmaz hafifliğini öğrendik. Gece Yarısı Treni’nde ise yaşanmış bir hayatın ebediyete giden yolda kendiyle yüzleşmesini görüyoruz. Hayatın ancak geçmişe bakarak anlaşılabildiği ve yine ancak geleceğin ileriye bakarak yaşanabileceğini savunur Kierkegaard. Bu roman tam olarak bu öğretinin ince ince örülmüş hali. Çoğumuz etten kemikten bedenimizin savunmasızlığını duvar gibi sınırlarımızla korumaya çalışıyoruz, yeterince güçlü olursak acıdan kaçabileceğimizi sanıyoruz ancak yanılıyoruz. Acı çekmek çoğu zaman kaçınılmazdır. Bazen yaşamak için kalbimizin kırılmasına izin vermemiz gerekir. İşte tam da bu yüzden geçmişimizden kaçmanın kendimizden kaçmak olduğuna inanıyorum. Yüzleşmeye cesaret edemediğimiz her şey geleceğimizi şekillendiriyor, canavarımızı besliyor. Oysa hayat, tüm bunları yaşarken sanki hiç geçmeyecekmiş gibi yavaş, hatırlarken ise son sürat giden bir tren gibi hızlı akıyor. Çoğu zaman rutinlere takılı kalırken gerçekten sahip olduklarımızı unutuyoruz. Hepsinin birer mucize olduğunu, her günün yeni bir başlangıç olduğunu… Wilbur Budd 81 yaşındayken, pişmanlıklarla dolu ömrü 19 Nisan günü son bulduğunda kendini hayatının treninde buldu. Gençliğinde harcadığı tüm o zamanlar için “gençliğine” vereceği öğütlerse sevgili piyano dersi hocasından duydukları ve “Ellerine ikinci bir şans geçen ölüler nasıl yaşayacaksa öyle yaşa!” olacaktı. Herkesin kendinden bir şeyler bulacağı yüreklere dokunan bir kitap.
Hayata Dair
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026393 okunma
Puan vermedi
Spoiler Henüz bitirmedim ama beni rahatsız eden önemli bir konu var kadın baş karakter Georgia heeeer şeyde ama her şeyde o kadar kararsız ki sürekli herkes bunu ikna etmek için alternatif seçenekler yollar üretmek zorunda Max'e anlam veremedim abicim tamam güzel kız hoş kız da niye bu kadar vuruldun bu kadar özveri gerektiren br işe girdin ya . Kız sürekli anksiyete krizine girmek için yer arıyor . Eski sevgilisi pardon açık ilişkide olan sevgilisi ile olan kısım tamamen saçmalık zaten herif bunu terk etmiş bu hala ama onun doğru insan olduğuna emindim. Demek ki senin bu çok düşünme analiz etme durumların doğru sonuç vermiyor ablacım ya . Bir insan saçını boyatmak için 3 yıl düşünür mü ? Kuaför sandalyesin de hala tereddüt eder mi okuduğum yerr kadar tereddüt etmeden yaptığı bir şey yok zaten de neyse. Böyle bir karakterin başarılı bir işletmesinin olması da imkansız bu arada. Neyse
The Summer ProposalVi Keeland · Publishing Corp · 018 okunma
SPOILER!!!!
6/10
·108 syf.··
2026 2. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 06:04
Yani o son neydi öyle ya. Nasıl kendi kızını bulup da evlendin jsjaslanakak. Neyse bunlar bir yana gerçekten toplumsal sorunları iyi bir şekilde ele alan bir kitap. Kısa ve okuması kolay, dili akıcı.
Taaşşuk-ı Talat ve FitnatŞemseddin Sami · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202538,1bin okunma