Eski dünyada derebeyleri köylünün dilini koparabilirdi ama köy meydanındaki, meyhanedeki ya da tekinsiz ormandaki fısıltıyı, yani sözlü kültürü engelleyemezdi. Bugünün "dijital aristokrasisi" ise fısıldadığımız odanın, kullandığımız kelimelerin ve o kelimeleri taşıyan kabloların bizzat sahibi. Geçmişte bir sınıfa duyulan öfke kulaktan kulağa yayılarak büyür ve ortak bir canavar imgesine (vampir, kurt adam) dönüşürdü. Bugün küresel elitleri, teknoloji baronlarını hedef alan organik ve kitlesel bir anlatı filizlenmeye başladığında, algoritma bunu bir "virüs" olarak algılıyor. Görünmez sansür (Shadowbanning) ile anlatı tamamen silinmiyor, ancak etkileşimi düşürülerek yankı odalarına hapsediliyor. Yapay gündemlerle, gerçek sınıfsal öfke ve mit üretimi tetikleneceği sırada, yapay trendler (trend topics) ön plana çıkarılarak toplumsal dikkat saniyeler içinde dağıtılıyor. Tarihte mitleri her zaman ezilenler, ezenleri canavarlaştırmak için üretirdi. Bugün ise tam tersi bir süreç işliyor; ezenler, ezilenlerin afyonlanması için kendi mitlerini üretiyorlar. Sosyal medya algoritmaları bize sürekli olarak "kendi küllerinden doğan girişimci dahi", "dünyayı kurtaracak hayırsever milyarder" ya da "insanlığı Mars'a taşıyacak vizyoner kurtarıcı" mitlerini pompalıyor. Canavarlaştırma mekanizması, yerini kutsallaştırma mekanizmasına bıraktı. Sistem, kendisine yönelik gerçek bir "canavarlaştırma" dalgası hissettiğinde bunu yasaklamak yerine satın alıyor. Örneğin, kapitalizmin insanı zombileştirmesini veya elitlerin gaddarlığını anlatan yapımlar (Black Mirror, Squid Game vb.) bizzat o küresel medya devleri tarafından finanse edilip milyarlarca dolarlık birer tüketim malzemesine dönüştürülüyor. Öfke, sisteme karşı bir mit olamadan, sistemin kâr ettiği bir eğlenceye dönüşüyor. Algoritmik