Hayatımı tümden değiştirecek talih kuşunu beklemevi bırakalı uzun zaman oldu. Mücadelem yarın, bugünden biraz daha iyi bir durumda güne başlamak, ya da en azından bugünden daha kötü olmayan bir şekilde uyanabilmek
Fakat sonra, dönüm noktası diye adlandırdikları bir dönemden geçtim
Ve bilirsin ki; bu dönüm noktası dedikleri an seni ne kadar geç bulursa o kadar iyidir Ya da Çinli komşularımızın beddualarında geçtiği gibi "Tuhaf zamanlarda yaşayasın"
Bir ekranda at yarışı hâlâ devam ederken, atların nasıl numaralandığı kumar oymayanların bağırışları eşliğinde nasıl birbiri ardına yarıştıkları gelecekte yaşanacakların net bir şekilde habercisi olduğunu görüyoruz oyun boyunca Seong'un bizzat kendisi de üstlerine bahis oynayar insanların gözünde yalnizca bir sayıdan fazlası değildi
"Hayatta kalmak, bir başkasının yokluğuyla mı mümkündür?"
Bu, kapitalist toplumun en temel varsayımıdır: Kazanan her şeyi alır, kaybeden her şeyi yitirir.
Bu bağlamda "Squid Game"; kolektif rekabetin bireysel travmaya dönüşümünü, insanların dostluklarını para uğruna feda edebileceklerini, zorbalığın sistem tarafından doğal hale getirildiğini, modern toplumun güç ve görünürlük fetişizmini çarpıcı biçimde işler.
Dizi boyunca en yakın arkadaşıyla ittifak yapan karakter, final oyununda arkadaşını öldürmek zorunda kalır. Zorbalığın ahlaki zeminde nasıl normalleştiği, sistemin bireyi nasıl dönüştürdüğü bu tip sahnelerde zirveye ulaşır.
Bu hikâyenin başarısının arkasında yatan bir diğer unsur ise evrensel tanıdıklık hissidir. Mesele sadece Kore toplumuna özgü bir mesele değildir. Hangi ülkeden olursa olsun, hangi dinden, hangi kültürden, hangi renkten insan olur- sa olsun, bu "Kazanmazsan ölürsün, kazanamıyorsan iyi bir hayatı hak etmiyorsun" sistemi içinde, kişi kendisinin de aslında benzer bir oyunu oynadığını fark eder. İşyerinde, ilişkilerde, sosyal medyada, okulda... Her yerde bir "Kazan ya da öl" kurgusu söz konusu. O işi almak için iş arkadaşının yemeğine zehir koymaya bile hazır.