Ben Ahmet Ümit okumayı çok seviyorum. Ama bu kitap beni hayal kırıklığına uğrattı. Sıkılarak okudum. 2 küçük boy masal kitabı vardı, keşke onların üçüncüsü gibi daha kısa olsaydı.
Bu kitap içimi ısıtan bir kitap oldu. Kitap okumayı, kitaplar üzerine düşünüp yazı yazmayı seven, doğanın içinde kendiyle baş başa olmayı seven herkesin sevebileceği bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yazar, yazıları yazmak ve okuma yazmak için kendine ait bir yer inşa etmeye başlıyor. Mimarlık ve marangozluk hakkında hiçbir bilgiye sahip olmayan yazarın bu konulardaki edindiği bilgiler, bu alanı okuyan öğrenciler için de faydalı olacağını düşünüyorum. Winston Churchill in ünlü ifadesinde olduğu gibi “ önce biz binalarımızı şekillendiririz ve sonra binalarımız bizi şekillendirir.”
Bu kitabı ne çok beğendim diyebiliyorum; ne de beğenmedim. 4 bölümden oluşuyor. İlk iki bölüm Ömer Hayyam’ın hayatını anlatıyor, keyifle okunuyor. Son iki bölüm ise adı Benjamin Omar olan bir Amerikalının Ömer Hayyam’ın hayatını araştırması ve Rubaiyatı aramasını anlatıyor. Romanın bu kısmı sanki başka bir yazar yazmış gibi dikkat dağıtıcıydı.
Genel anlamda tavsiye edilebilir bir kitap. İnsanın zihninde çeşitli sorular bırakan bir kurguya sahip.
Çocuk kitapları okumayı seviyorum. Onlara tavsiyede bulunurken iyi oluyor. Çözüm Bakanlığının dili tam da çocuklara göre. Arkadaşlığı, yardım etmeyi ve akran zorbalığını ince ince işlemiş yazar. Tek bir kısım eksik gibi geldi bana; Sophia nın zorbalık yapmasının altında yatan nedenleri de işleyebilirdi diye düşünüyorum.
İsmi sebebiyle feminist bir kitap izlenimi verebilir ancak hiç alakası yok.
Bu kitap nöroloji alanında ender görülen vakaları anlatmaktadır. Tıp alanında bir kitap, ancak ruh sağlığı çalışanları için de bilgi verici nitelikte diyebilirim.