Sergen

Sergen
Kendine Ait Bir 'Ada'
4/10
·544 syf.·
2021 30. kitabı
Kitabı bitirir bitirmez hızlıca incelemelere göz attım ve 'acaba aynı kitabı mı okudum?' diye düşündüm. Romanın bende bıraktığı zayıf intiba ve tatminsizliğe karşı romanın mükemmelliğini vurgulayan; "40 yıllık hayalin 5 yılda yazıya dökülüşü" bilgisi başta olmak üzere, kurgu, romana yedirilen tarih, karakterler gibi unsurlar üzerinden kitaba ve yazarına yüksek dozda takdir ve beğeni cümleleriyle, kitapların arka kapağı gibi birbirinin benzeri incelemeler mevcuttu. Veba Geceleri hakkında çeşitli blog ve kitap sitelerindeki bu yorumları yapmanın ancak sathi bir okumayla mümkün olabileceğini düşündüm, çünkü biraz bol keseden savrulmuş gibi görünen yorumların gölgesinde roman, zayıf kurgusu, zaman geçişlerindeki arka plan eksikliği, fazla tekrarları ve veba gibi yıkıcı bir evrensel problemin psikolojik yıkımının karakterlere yansıtılmaması gibi eksiklerle birçok açıdan vasatın altında kaldı. Benim Adım Kırmızı ile başladığım OP yolculuğu, benim için ilk ve son durak olmuştu. Roman, kurgunun ikinci planda olduğu o dil ve simgeler oyunuyla öne çıkıyordu, nesnelerin ve insanların konuşturularak, 'yazarak resim yapmanın örneği'yle, OP'nin en bilinen alegorik romanıydı. Yine bu kitaba göre hacmini fazla bulduğum içeriğin yarısında 'ne zaman bitecek' diye sayfalarını çevirmeme rağmen okurların iyi yöndeki takdirini anlayabiliyordum. Sapla samanın birbiriyle karıştırılmadığı dilsel bir ziyafet sunuyordu sıkı OP okuruna. Ne söylediğimizi biraz da nasıl söylediğimiz belirliyorsa, büyük bir emeğin ürünü olduğu besbelli o bilgi ağının hacmi, ‘söylenenin nasıl’ olduğuna iyi bir cevap veriyor ve bununla birlikte ‘söylenilenin ne’ olduğu arada kaynayıp gidiyordu. OP romanlarındaki anlatım gücü ve kültürlerin harmanlaşmasıyla oluşan çok seslilik ve beraberinde gelen 'ötekiye bakış',
Edebiyat
Veba GeceleriOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 20218,7bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·176 syf.·
2021 11. kitabı
Şeytan Tozu, kitlenin manipülasyonu üzerine yazılmış ve ‘Tanrı İnancının dünya üzerindeki yeri’ sorgulamasıyla konumlandırılmış bir roman. Kahramanın geçmişteki gerilimli olayları anımsamasıyla belirsiz bir girişle başlayan roman, kitleler üzerinde dini esriklik yaratan bir uyuşturucunun tarihten bu yana süregelen yıkıcı etkisini konu alıyor. Baron von Malchin’in Doğu Roma İmparatorluğu hayaliyle yarattığı bir laboratuar ürünü olan ‘Şeytan Tozu’- çavdarmahmuzu,- Dünyaya tanrı inancını geri getirmek için tasarlanan bir madde. Köy halkının durumunu değiştiren bu madde, aşırılığın, coşkunun, kontrolsüzlüğün kümeler halinde bir araya toplandığı insanları yutacak biçimde tasarlanır. Halkı ihtilal ve ayaklanmaya sürükleyebilecek bir laboratuar deneyinin hummalı bir öyküsüdür Şeytan Tozu... Toplumu felakete sürükleyecek ‘şeyler’in kamusal düzenle örtüştüğü kimi senaryoların nasıl örtbas edildiğini göstermesiyle de distopyanın macera türündeki iyi bir örneği… Baron’un şeytani planının hizmetine giren kahraman Dr. Amberg, bir kitabın başlığında gördüğü “Tanrı İnancı Dünyada Neden Kayboluyor?” sorusunun peşindedir. Dr., bireyler ve kitlelerde dini esriklikler oluşturabilen uyuşturucuların var olabildiğini tarih ve yaşanılan zaman eşleşmesinin doğru orantısıyla öngörürken, bilimin bu tür maddelere henüz yanıt veremediğini tespit ettiğinde bu gizemli göreve soyunur. 1930’ların başında yazılan roman, tahılın genetik eğilimi meselelerinin perde arkasında dönenleri yansıtmasıyla günümüzle bir hayli benzerlik gösteriyor. İçeriğinde ne olduğunu bilmediğimiz gıdaların kasti olarak üretilme düşüncesi bugün komplo teorisi olmaktan çıkmayacak gibi gözüküyor olsa da hemen herkesin bir gerçeklik payı olduğunu hissettiği gizli bir muammadan ibaret. İnsanın boğazından geçen dolaylı
Şeytan TozuLeo Perutz · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,930 okunma
9/10
·200 syf.·
2021 4. kitabı
Jorge Luis Borges, Perutz hakkında, “Maceraperest bir Kafka” nitelemesini yapmış. Perutz romanlarında simgelenen baskın otorite ile bireyin özgürlük arayışındaki kimlik mücadelesi, son ana kadar anlatıyı ayakta tutan bilinmezlik ve zekice kurgulanmış olay örgüsü, Borges’in bu tanımlamasını doğru kılmakta. Dokuzla Dokuz Arasında, bölüm şeklinde -birbiriyle bağlantılı- bir roman olmasına rağmen, ayrı ayrı bir hikaye olarak da okunabilecek düzlemde bir kitap. Perutz’un Türkçeye kazandırılan 4 kitabı arasında son tercüme olan roman, Leo Perutz dünyasına başlangıç için gereken akıcılığa ve sadeliğe fazlasıyla sahip… İçeriğe geçmeden önce Perutz’un kurguladığı karakter orijinalliğinden biraz bahsetme gereği duyuyorum. Yazarın tasarladığı her kahraman, izlenimlerden soyutlanarak zihinde çok net bir tanım oluşturuyor. Temayı besleyen diğer karakterler için de aynı şeyi söylemek mümkün. Bu özgünlük, yazarın kahramanlarının ağzıyla konuşmamasından ileri geliyor elbette; bundan dolayıdır ki alt metni salt karakter üzerinden değil, simgelerin çakışmasıyla da alımlıyoruz. Karakterlerin dokunulmamış özgünlüğünün romanı bir üst noktaya taşıdığı söylenebilir. Bunun yanı sıra birçok erkek yazar, karşı cinsi bir kadın gibi konuşturamaz, o gerçekçiliği hissettiremez okura, ama Perutz kadınların iç dünyasını çok iyi biliyor ve bunu her eserine başarıyla yansıtıyor. Her insanın zaman içinde değişimler geçirerek yenilendiği gerçeğini romanda görsek de, umut beslenerek gösterilen bütün çabalardan sonra, tekrardan başlangıç noktasına sürükleyen o tükenme ve sinme durumu parodilerle çevrili trajikomik bir hale büründürüyor romanı. Bu değişim korku ve polis devletinin egemen olduğu bir ülkede ussal anlamda gerçekleşmiyor, kimliğini bulma arayışıyla özgürlüğe giden yoldaki edimlerle travmatik
Dokuzla Dokuz ArasındaLeo Perutz · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20201,052 okunma
Niteliksiz Adam'ın Habercisi Niteliğinde
7/10
·102 syf.·
2020 60. kitabı
Musil, üslup demek. Modern edebiyatın öncüleri arasında yer alan Proust, Woolf, Joyce, Broch gibi yazarların arasında önde gelen bir isim Musil. Niteliksiz Adam'a uzanan kısa öyküler bile karakterlerin psikolojik analizlerini detaylıca görmeye imkan tanırken, kronolojik okumadaki üslup ivmesini daha net görmemizi sağlıyor. 'İlk eserler' denildiğinde o eseri hamlaşmamış olarak yorumlarız; Musil'in genç yaşta kaleme almış olduğu Öğrenci Törless ve ilk novellaları çıraklık dönemini hatırlatması şöyle dursun, 20'li yaş izlenimi veren yetişkin bir adamın kaleminden çıkmış bir yazım ürünü gibiydi. Canetti'nin 26 yaşında Körleşme'yi yazmış olmasını tuhaf karşılamaya benzer bir şey olsa gerek. Bu izlenimde başta belirttiğim gibi üslubun rolü çok çok fazla. J. London'un "Ne söylediğinizi biraz da nasıl söylediğiniz belirler." cümlesini bir kitabın girişinde görmek istesek, buna en yakın isim Musil ve herhangi bir eseri olurdu. Niteliksiz Adam'a giden yolda deneyim ve alımlamaların nasıl bir tonda olduğunu görebiliyoruz Üç Kadın'da. Musil'in roman sanatına yeni bir dokunuş getirmeyi amaçladığını görebileceğimiz üslubu, hikayenin kendisinden çok alegorilerin, önermelerin ve felsefi tabanlı metinlerin deneyimleme çatısı altında yer aldığını söylemek mümkün. Grigia, Portekizli Kadın ve Tonka isimli öykülerden oluşan Üç Kadın, dile getirilen kuşku öğeleri, varoluş problemleri ve içsel semptomlarla öykülerin birbiriyle bağlantılı ve geçişli olmasını sağlıyor. Türk edebiyatı ve günümüz dizilerinden iyi bildiğimiz temaların yinelendiğini görürüz, genç soylu bir erkek veya halktan bir kız tiplemesi vardır. Erkek kahramanların ön planda olması kitabın ismiyle çelişki yaratsa da, giriş gelişme sonuç kısmı gibi, Son (Tonka) öyküde kadının içsel düşünceleri ön planda tutulur. Tahakküm
Üç KadınRobert Musil · Helikopter Yayınları · 2017493 okunma