Üç Kadın

9,0/10  (4 Oy) · 
10 okunma  · 
3 beğeni  · 
585 gösterim
Bir dönem gelir, hayat sanki devam etmekte tereddüt ediyormuş ya da akışını değiştirmek istiyormuş gibi belirgin biçimde yavaşlar. Böyle bir dönemde insanın başına kolayca bir felaket gelebilir.

Homo'nun hasta, küçük bir oğlu vardı; hastalığı bir seneden beri ne düzeliyor ne de kötülüyordu, doktor onun uzunca bir süreliğine kaplıcaya götürülmesini istemişti ama Homo bu seyahate katılmakta kararsızdı. Giderse kendinden, kitaplarından, planlarından ve hayatından çok ayrı kalacakmış gibi geliyordu ona. Homo gönülsüzlüğünün büyük bir bencillik olduğunu düşünüyordu, ama daha ziyade kendini çözmekti belki de, zira daha önce karısından bir gün bile ayrı kalmamıştı, onu çok sevmişti, hala da çok seviyordu ama çocuk yüzünden bu sevgi içine sızan suyun hiç durmadan aşındırdığı bir taş gibi çatlamıştı. Kendi bilgi ve iradesi dışında sevgisinden asla bir şey yitirmeyen Homo, çatlamanın yeni özelliğine hayret ediyordu ve seyahat hazırlıkları ne kadar uzun sürse de, gelecek yazı tek başına nasıl geçireceği bir türlü canlanmıyordu gözünde. Tek bildiği, kaplıcalardan ve dağ kasabalarından hiç hazzetmediğiydi. Sonunda tek başına geride kaldı, iki gün sonra da Fersena Vadisindeki eski Venedik altın madenlerini yeniden açmak isteyen bir şirkete ortak olmaya davet edildiği bir mektup aldı. Mektup, bir kaç yıl önce bir seyahatte tanışıp bir iki gün dostluk ettiği bir beyden, Mozart Amadeo Hoffingott'tandı.
(Kitabın İçinden)

Seksenli yılların sonuydu; açlıkla ne bulursak okuyorduk. Ankara Fransız Kültür Merkezi'nin kütüphanesine dadanmıştım ve adını duyduğum, büyük yazar olduğu söylenenlerin kitaplarını hatmediyordum. Hatta, hoş bir duygu, kimi kitapların arkasında, o kitabı daha önce alıp okumuş olanların ismi olurdu. Birçok kitapta Bilge Karasu ismine rastlamak hoşuma giderdi, sonra da gider Bilge Bey'e, "bakın aynı kitabı ben de okudum," derdim, aynı Üç Kadın'da olduğu gibi. Belirtmek elzem: Ben bu kitabı Philippe Jaccottet'nin mükemmel çevirisinden okudum. Tam da o yıllarda Ankara'da Gece Yayınları'nı kurmuştuk. Yayın listesi oluştururken, beni derinden çarpan iki kitabı mutlaka dahil etmem gerektiğini düşündüm. Biri Italo Calvino'nun Görünmez Kentler'iydi (ki onu basamadık) diğeri de elinizde tuttuğunuz Robert Musil'in Üç Kadın'ı. Ve kitabı sevgili dostumuz Zehra Yılmazer çevirdi, bastık ve yıllar içinde birkaç baskı daha yaptı bu kitap. Zehra her seferinde çevirisini daha da yetkinleştirdi. Büyük bir okuma keyfidir Üç Kadın. Musil'in şaheserlerindendir. İkinci öykü "Portekizli Kadın"ın başlangıç cümlesi ise, bence tarihe geçmelidir, eğer bir "muhteşem başlangıç cümleleri tarihi" yapılacaksa. Bakın, göreceksiniz.
-LY-
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2009
  • Sayfa Sayısı:
    102
  • ISBN:
    9786055819132
  • Orijinal Adı:
    Drei Frauen (1924)
  • Çeviri:
    Zehra Yılmazer
  • Yayınevi:
    Helikopter Yayınları
  • Kitabın Türü:

Çok tartıştım gerçek edebiyat nedir, kıstasları var mıdır, varsa nelerdir? diye. Bu sitede ve başka yerlerde uzunca konuştum insanlarla, kendimle de… Gerçek edebiyat nedir? Kendimce bir değer oluşturdum ve okuduğum yazarlardan bu değere uyanları saklıyorum kendim için, zihnim için, yaşlılığım için…

Musil okumaya başladık Sezen ile birlikte. Ne güzel oldu bu… Niteliksiz Adam’ı okuyacaktık ama öncesinde bu büyük eserine alt yapı oluşturan eserlerini okumak istedim yazarın. "Üç Kadın" da böylece elime geçti. İlk cümlesini okudum ve anında kaldırdım kitabı bir kenara. Demlensin ve zihnimi fazlaca meşgul etmesin öncesinde okuduğum eser diye düşündüm. Zira daha ilk cümleden anladım ki eseri boş kafayla okumak gerekecek. Kitap bittiğinde Musil'in ilk cümle ile son cümle arasında herhangi bir ayrım gözetmediğini gördüm. Her bir cümlesini, sahilde akvaryumunuz için aradığınız renkli ve şekilli taşlar gibi özenle seçmiş.

Üç farklı kadın irdelenmiş ama bunu yaparken yazar, erkekleri baş role koymuş. Bu baştan şaşırttı beni. Bu üç kadın bildiğimiz kadınlardan değil. İmgelerin toplamı hüviyetinde her birisi. Meryem hüviyetinde mesela, bağlılık hüviyetinde, aşk hüviyetinde...

Dedim ya kitap imgelerle dolu, çoğu şeyi kaçırmanız muhtemel ki bende de aynı durum söz konusu oldu ama alabildiklerim yetti de arttı inanın. İnsanın var oluşunu sorgulaması, hayattan kaçış, bağımlılıklarımız… Mağara imgesi şimdiye kadar gördüğüm en iyi imgelerden biriydi. Homo’nun kadınının mağaradan kendisine söylemeden kaçması ve sonrasında Homo'nun yaptıkları okuru fazlasıyla düşündürüyor.

Betimleme deyince ne düşünüyorsunuz? Bir eserde betimlemelere ne denli ihtiyaç duyarsınız? Bu soruların yanıtı eseri okumanızda büyük etmen çünkü. Karşınızda müthiş bir betimleme ustası var keza. Hayatımda okuduğum en iyi betimlemelerden bazıları bu esere ait. Ya da ben uzun zamandan beri iyi kitap okumadım, bilmiyorum. Yok yok, yazar büyük... Proust veya Kafka okurken bu denli etkilenmiştim, hatırlıyorum. Hani dünyanın en iyi hikayesi seçilen Kafka’nın kısacık hikayesinde ne bulabilirsiniz mevzusu vardır ya, bu kısa sayılabilecek eserdeki üç hikayede bulabileceğiniz şeyler de o denli derin, insanı saran ve tetikleyecek duygulara mahal verecek nitelikte. Elementler ve onların özelliklerinin doğa ile buluşmasından oluşan tasvirlerin içinden çıkmak istemeyeceksiniz. Yazar bu konuda çok iddialı olduğu içindir belki de büyük eserini (Niteliksiz Adam) bitiremeden yaşamını yitirmiş. Edebiyatı bu denli ciddiye aldığı için yazdıklarını okuyacak birilerini bulamama riskine rağmen yazımını yumuşatmamış, bunun sonucunda da hakkını sonradan alacak büyük bir yazar olarak açlıktan hayatını kaybetmiş. Günümüz beş para etmez yazımlarına ders niteliği taşıyan fakat hala az okunma özelliğinden dolayı bunu başaramayan eserin muhteviyatı karşısında çoğu yazım şekli bükülecek, kendisinden utanacak; bu büyük yazar zaman ilerledikçe, yani bizler yaşlandıkça değer kazanacak.

Hikayelerimizin ana teması kadınlar olmasına rağmen anlatıcılarımız erkekler demiştim sanırım. Kadınlar birer imge… Bir hikayede insanoğlunun bağımlılığını temsil ederken, birinde yazgısını, diğerinde acımasızlığını, aşkını temsil ediyor. Belki de bu denli etkili eser karşısında esriyen zihnim böylesi bir tahlile başvurdu bilemiyorum. Ben sadece hissettiklerimi yazıyorum. Büyük eserlerin değeri de burada yatmaz mı sizce de? Her bir okuyucuda farklı tezahürler oluşturmak.

En sevdiğim hikaye Tonka oldu. İlk iki hikayedeki tutukluk bu hikayede yoktu. Meryem figürüne çokça atıfta bulunan hikaye, dinlerin kökenine inebilecek kadar cüretkar. İnsanoğlunun boyunduruklarını kendi elleriyle boyunlarına asışlarını öylesine güzel tasvir etmiş ki eser, ne demek istediğimi anlamak için eseri okumanız gerekmektedir. Sahip olduğumuz kapanları kendi ellerimizle kurarız ve bunu yaparken de zihnimizdeki bütün olguları tüketiriz.

Ne çok şey düşündüm ben bu eseri okurken, çoğu uçtu gitti. Normalde not alırım ama bütünden kopmamak adına kitabı elimden çok az bırakabildim. Musil nesnenin veya öznenin dışına değil içine bakmak istemiş eseriyle ve bunu da çok güzel başarmış. Hayatım boyunca yanı başımdan eksik etmeyeceğim ve zaman zaman açıp o müthiş betimlemelerin ve imgelerin arasında boğulacağım eseri herkese tavsiye ediyorum. Bazen böylesi eserler karşısında yazmadan edemiyorum, özür dilerim. Ben yazarın diğer eserlerini okuduktan sonra Niteliksiz Adam'a başlamak istiyorum.

Son bir şey daha eklemek istiyorum. Musil bu eseriyle var oluşumuzun temeli kadınlar üzerinden varlığımızın amacını irdelemiş bana göre. Böyle bir zeka karşısında okur ne yapabilir ki...

DESTİNA ÖYKÜ 
07 Ağu 12:16 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Kitap birbirinden bağımsız gibi gözüken ama bir şekilde birbiri ile bağlantılı 3 hikâyeden oluşuyor. Kitabı okumadan önce yazarın size kitabın adıyla alakalı olan 3 kadından bahsedeceğini düşünüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz.

Yazar kitapta bulunan kadınları geri plana atarak onların hayatlarında istemsizce veya isteyerek giren erkekler üzerinden okuyucuya, kadın ve erkek ilişkilerinde yaşanan kurnazlık, ıstırap, pişmanlık, korku, masumiyet, sadakat, güven, sabır gibi duygular üzerinden yapılan yanlış davranışlardan dolayı oluşan ilişkilerden bahsedip, bunun sonucunda mahvolmuş olan erkeklerin hayatlarında var olma mücadelesi içinde bulunan kadınların çabasını müthiş gözlem yeteneği ile anlatıyor.

Yazarın isminden ve özellikle yazarın yazmış oldugu "Niteliksiz Adam" eserinden dolayı çoğu kitap okuru bir çekimserlik nedeni ile kitaplarını okumak için uzak dursa da bence bu kitap ile bu korkuya son verebilirler. Gayet anlaşılır cümleler ve "Bir yaz gününün ortasında yapayalnız düşen bir kar tanesi" gibi betimlemeler ve imgelemelerle bezenmiş olması kitabı keyif ile okumama neden oldu. Kitapta geçen kitabın da son hikayesi olan "TONKA" en sevdiğim hikâye oldu.

"İnsan onu bir ayna gibi yansıtan insanlar da olmasa kendisi hakkında o kadar az şey bilir ki."

Kitaptan 35 Alıntı

En iyisi gökteki maviyi yukarıda bırakalım ki güzel kalsın.

Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 21 - Helikopter Kitap Yayınevi)Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 21 - Helikopter Kitap Yayınevi)

İnsan tümüyle birinin olunca onun bir parçasıdır artık.

Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 66 - Helikopter Kitap Yayınevi)Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 66 - Helikopter Kitap Yayınevi)

İstemek, bilmek ve hissetmek bir yumak gibidir; insan bunu ancak ipin ucunu kaçırdığında anlar; ama dünya yüzünde gerçeğin ipini takip etmeden de gidilebilir belki?

Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 93 - Helikopter Kitap Yayınevi)Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 93 - Helikopter Kitap Yayınevi)

Sevgili, görünüşte uyandırdığı hislerin menşei değildir, bunlar bir ışık gibi onun arkasına konur; ama rüyada aşkı sevgiliden ayıran ince bir çatlak hâlâ varken, uyanınca bu çatlak, sanki insan bir dublör oyununun kurbanından başka bir şey değilmiş ve bir şey insanı hiç harika olmayan birini harika bulmaya zorluyormuş gibi kapanmıştır

Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 98 - Helikopter Kitap Yayınevi)Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 98 - Helikopter Kitap Yayınevi)

İnsan onu bir ayna gibi yansıtan insanlar da olmasa kendisi hakkında o kadar az şey bilir ki.

Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 90 - Helikopter Kitap Yayınevi)Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 90 - Helikopter Kitap Yayınevi)

Bir beladan öbürüne girmişim; ama geri dönmek zor.

Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 22 - Helikopter Kitap Yayınevi)Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 22 - Helikopter Kitap Yayınevi)
Leva 
09 Tem 15:11 · Beğendi · 8/10 puan

İnsan tümüyle birinin olunca onun bir parçasıdır artık.

Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 36 - Helikopter Yayınevi)Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 36 - Helikopter Yayınevi)

Dünyaya dünyanın gözünden bakılmadığında, tıpkı geceleyin yıldızlar gibi birbirlerinden hüzünle ayrı yaşayan anlamsız ayrıntılara parçalanıyor dünya.

Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 95 - Helikopter Kitap Yayınevi)Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 95 - Helikopter Kitap Yayınevi)

İstediğim edebiyat...
Vadinin derinliklerinde tuhaf bir yere vardılar. Burası bir tepenin yamacındaydı; izledikleri patika, şimdi adeta büyük, yassı bir taştan diğerine sıçrıyor ve kısa, dik yollar halinde, dereler gibi kıvrıla kıvrıla bayır aşağı çayırlara akıyordu. Yolda durulduğunda karşıda bakımsız, yoksul köy evleri vardı sadece, fakat çayırlardan yukarılara bakıldığında, eski çağlarda kazıklar üzerine inşa edilmiş bir köye ışınlanıldığı duygusuna kapılıyordu insan, zira tüm evlerin vadiye bakan tarafları yüksek direkler üzerine oturtulmuştu, az ötedeki helaları ise tahtırevanlar gibi ağaç boyundaki ince direklerle yamacın üzerinde havada asılı duruyordu. Bu köyün etrafındaki manzara da tuhaftı. Yarım daire biçiminde bir duvar oluşturan sarp doruklu dağlardan ibaretti; dağların dimdik indiği yerde, ortadaki koni benzeri ormanlık alanın etrafını çepeçevre dolanan bir çukurluk vardı ve boş bir kek kalıbını andıran bu dünyanın küçük bir parçası dereyle bölünerek, derenin vadi boyunca uzanan, köyün de olduğu öteki kıyısına yaslanıyordu. Karın altı çalı çırpı doluydu, ortada başıboş karacalar dolaşıyordu, ortadaki ormanın kubbesinde dağhorozu çiftleşme çağrısına başlamıştı bile, güneş gören çayırlarda açan sarı, mavi ve beyaz yıldız çiçekleri o kadar iriydi ki, etrafa bir çuval para saçılmış gibiydi. Köyün arkasından tepelere doğru çıkıldığında, tarlalar, çayırlar, samanlıklar ve oraya buraya serpiştirilmiş evlerin kapladığı, çok geniş olmayan bir düzlüğe varılıyor, vadiye doğru uzanmış bir burcun üzerindeki küçük kilise ise güzel havalarda nehrin ağzının önündeki deniz gibi uzak görünen dünyaya bakıyordu; güzelim ovanın altın sarısı uzaklığının nerede bittiği, göğün oynak bulut zemininin nerede başladığı pek ayırt edilemiyordu.

Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 18 - Helikopter Kitap Yayınevi)Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 18 - Helikopter Kitap Yayınevi)

İstediğim edebiyat...
Sokaklarda kar ve güney karışımı bir hava vardı. Mayıs ortasıydı. Akşamları sokaklar büyük ark lambalarıyla aydınlatılıyordu, enlemesine gerilmiş iplere asılı ark lambaları o kadar yüksekteydi ki, altlarındaki sokaklar karanlığının içinden geçilip gidilen lacivert uçurumlar gibiyken, yukarda uzayda tıslayan beyaz güneşler dönüyordu. Gündüzleri üzüm bağları ve orman görülüyordu. Orman kışı kırmızı, sarı ve yeşille atlatmıştı; ağaçlar yapraklarını dökmediğinden, kuru ve taze yapraklar mezarlık çelenkleri gibi karmakarışık örülmüştü, hâlâ çok iyi seçilebilen kırmızı, mavi ve pembe küçük villalar ise kendilerine yabancı, acayip bir biçim yasasını tüm dünyaya duygusuzca sergilercesine rasgele atılmış zarlar gibiydi.

Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 12 - Helikopter Kitap Yayınevi)Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 12 - Helikopter Kitap Yayınevi)
4 /