Ömer
arkadaşının sözlerinin doğru olmaması icap ettiğini seziyor, hayatın bu
kadar aşağı emeller üzerine kurulabileceğini kabul etmiyor, fakat
fikirlerini müdafaa edecek kudreti de kendinde bulamıyordu. Hayat
herhalde bir katakulli değildi. Ama neydi? Bu hayatın bir manası olmak
icap ederdi. İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp
yatmak için gelmiş olamazdı! Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.
Lakin tembelliğe alışmış olan kafası bunu bulamıyor, bulmak için
uğraşmaya üşeniyor, yanlış ve bayağı olduğunu sezdiği şeyleri de kabul
edemediği için selameti firarda buluyordu... Her şeyden, her derin
düşünceden, her üzüntülü nefis muhasebesinden kaçmayı itiyat
edinmişti. Düşünce adamı olmaktan çıkmış, muhayyile, daha doğrusu
kuruntu adamı olmuştu. Etrafında kendisini doğruluğuna inandıracak bir
fikir cereyanı bulamadıkça, arkadaşlarının ve hatta hocalarının, büyük ve
gösterişli sözler arkasında adamakıllı esnafça işler kovaladıklarını
gördükçe kendi muhayyel
âleminde yaşamayı tercih ediyor ve
hakikatte sadece muhayyilede yaşamak mümkün olmadığından maddi
hayatında tesadüflerin, ani heyecan ve ihtirasların oyuncağı olup
kalıyordu.