Serenay

Serenay
@srnybygn
Okudukça anlıyorum; bazı cevaplar hayatın içinde değil, satır aralarında saklı.
3 Ekim
50 okur puanı
Nisan 2022 tarihinde katıldı
8/10
·200 syf.··
2026 7. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2026 19:28
Şermin Yaşar ile bu kitap sayesinde tanıştım. Uzun zamandır kütüphanemde okunmayı bekleyen Söyleme Bilmesinler’i sonunda elime aldım ve iki gün gibi kısa bir sürede bitirdim. Akıcı dili ve merak duygusunu diri tutan kurgusuyla beni kolayca içine çekti. Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere, anlatılan şey aslında çok tanıdık: Dertlerimizi, kırgınlıklarımızı içimize attıkça büyütüyor; zamanla bu yükün altında ezilip bambaşka insanlara dönüşebiliyoruz. Söylenmeyen her şey, insanın içinde sessiz ama ağır bir dağa dönüşüyor. Bir ailenin birbirinden sakladığı gerçeklerin, zamanla onları nasıl uzaklaştırdığını; her bir karakterin kendi ağzından, kendi haklılık payıyla okumak oldukça etkileyiciydi. Her birine ayrı ayrı üzüldüm. Çünkü hepsi kendi içinde bir savaş veriyordu ve insanın kendiyle verdiği savaşın ne kadar ağır olduğunu bir kez daha hissettim. Kurgusu klasik anlatıların biraz dışında ilerlese de okuması keyifliydi. Yer yer durup düşündüren, yer yer de insanın içini hafifçe burkan bir hikayeydi. Büyük beklentilerle başlamamıştım ama okuma süreci boyunca beni içine almayı başardı. Genel olarak severek okuduğum, aklımda kalan kitaplardan biri oldu. Şermin Yaşar
Edebiyat-Düşünce
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,2bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Umut her zaman vardır”
7/10
·172 syf.··
2026 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 14:39
Uçurtma, Laetitia Colombani’nin kaleminden çıkan, ilk romanı Saç Örgüsü ile kurduğu duygusal evreni farklı bir yerden genişleten zarif bir hikâye. Kitap hakkında “devam romanı” denildiğinde, açıkçası ilk eserdeki üç kadının izini sürmeyi bekliyordum. Ancak yazar, beklenenin dışına çıkarak çok daha incelikli bir yol seçmiş. Bu kez, Saç Örgüsü’nden tanıdığımız Smita’nın kızı Lalita ile, eşinin ölümünün ardından huzur bulmak amacıyla Hindistan’a gelen Lena’nın yolları kesişiyor. Bu karşılaşma, sadece iki karakterin değil iki dünyanın, iki yarım kalmış hikayenin ve en önemlisi iki umudun buluşması gibi. Roman, bir yerlerde hala mucizelerin mümkün olabileceğine dair o ince ama dirençli inancı hatırlatıyor. Büyük olaylardan çok küçük dokunuşlarla ilerleyen hikaye , insanın içine sessizce işliyor. Bambaşka hayatların, farklı coğrafyaların ve kırılgan kaderlerin ortak bir noktada birleşmesi, kitabın en güçlü yanı. Dili akıcı, atmosferi yumuşak ama etkisi derin. Öyle ki sayfalar hızla akıp giderken, içinizde hafif bir sızı ve tatlı bir umut bırakıyor. Bir çırpıda okunabilecek, fakat bittikten sonra bir süre zihninizde dolaşmaya devam edecek bir roman. Kısacası, Uçurtma beklediğim gibi bir devam değil, ama belki de tam bu yüzden çok daha güzel. Çünkü bazen hikayeler , bıraktıkları yerden değil, kalpte açtıkları yerden devam eder.
Edebiyat-Düşünce
UçurtmaLaetitia Colombani · Yan Pasaj Yayınevi · 20231,694 okunma
Vedalaşabilmek
10/10
·208 syf.··
2026 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2026 15:32
“Bir ölümü anlatmak, onu yaşamaktan daha kolay değil,” diyor Georgi Gospodinov. Gerçekten de öyle… Yazar, babasını yavaş yavaş kaybedişini anlatırken ölümün adım adım gelişini ve hastalık karşısındaki o acımasız çaresizliği öyle yalın, öyle sessiz anlatmış ki; insan okurken bir hikaye değil, bir vedanın içinde yürüyormuş gibi hissediyor. Bu kitabın beni bu kadar derinden içine çekmesinin sebebi sanırım benzer duyguları yaşamış olmamdı. Bu yüzden her satırı içime işleyerek okudum. Altını çizdiğim o kadar çok yer oldu ki… Bazı cümlelerde, sanki kalemi ben tutuyormuşum gibi hissettim. Özellikle kitabın sonunda geçen şu cümle beni derinden sarstı: “Yas aslında bencildir, terk edilmiş bir dünyada kendimiz için tuttuğumuz bir yastır. Ben onsuz nasıl yaşarım? … Ama bu, hikayenin sadece bir parçası, vedalaşmanın bir yüzü.” Bu sözler, vedalaşmanın gerçeğini yüzüme çarpan bir sessizlik gibiydi. Yasın sadece kaybettiğimiz kişiye değil, onsuz kalmış halimize de tutulduğunu fark ettim. Kitap bittiğinde geriye büyük cümleler değil, içimde yankılanan boşluk kaldı. Bahçıvan ve Ölüm, bir babanın ölümü üzerine yazılmış bir roman gibi görünse de aslında hafızaya tutunma çabası. Kaybettiklerimizi toprağa değil, hatıralarımıza gömme biçimimiz. Sessiz, ağır ama çok gerçek bir kitap.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,3bin okunma
Alfie’nin Hikayesine Misafir Olamadım
6/10
·216 syf.··
2026 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2026 12:27
John Boyne’nin Olduğun Yerde Kal adlı kitabını okudum. Açıkçası bende sarsıcı bir etki yaratmadı. Daha önce yazarın Çizgili Pijamalı Çocuk ve Artık Hiçbir Yer Ev Değil kitaplarını okumuş, hatta onları en sevdiklerim arasına koymuştum. Bu yüzden beklentim yüksekti. Ancak bu kitap o beklentiyi karşılayamadı. Hikaye, Alfie’nin babasının 1914 yılında yani Birinci Dünya Savaşı’na aniden orduya katılmasıyla başlıyor. Üçüncü kişi anlatımı tercih edilmesi, beni Alfie’nin dünyasına yeterince yaklaştıramadı. Karakterle aramda bir mesafe oluştu yaşananları izledim ama hissedemedim. Kitap, savaşın geride kalanlar üzerindeki etkisini ve özellikle babanın cepheden döndükten sonra yaşadığı psikolojik yıkımı anlatmayı hedefliyor. Ancak tüm bu ağır konular bana oldukça yüzeysel işlendi. Alfie’nin yaşadığı zorluklar, savaşın aile üzerindeki yıkıcı etkisi ve babanın toparlanamaması derinlemesine ele alınmadığı için duygusal bir bağ kuramadım. Final ise beklediğimden hızlı geldi sanki anlatılacak çok şey varken hikaye aceleyle toparlanmış gibiydi. Bu nedenle kitap beni ne sarstı ne de etkiledi. Genel olarak beklentimin altında kaldı ve bu sebeple 10 üzerinden 6 puan verdim.
Olduğun Yerde KalJohn Boyne · Tudem Tayınları · 20221,862 okunma
Gianrico Carofiglio – Sabahın Üçü
8/10
·152 syf.··
2026 1. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2026 21:10
Bazı geceler insanı uykusuz bırakan şey hastalık değil, söylenmemiş sözlerdir. Sabahın Üçü, Gianrico Carofiglio’nun gerçek hayattan esinlenen, sade ama anlamlı bir anlatı sunduğu kısa bir roman. Kitabı okurken bunun bir kurgu değil, yaşanmış bir hikayenin izlerini taşıdığını bilmek metne ister istemez başka bir ağırlık katıyor. Romanın merkezinde genç bir adam olan Antonio var. Epilepsi nöbetleri geçirmesi ve ardından yaşadığı sağlık sorunları, ailesini uzun ve yorucu bir doktor arayışına sürüklüyor. Ailesi bu durumu görmezden gelmiyor. Tam tersine, doğru teşhisin ve tedavinin peşine düşüyor. Antonio ise ilk başlarda bu süreçte bunalıma giriyor, hayata karşı küskün ve kırgın bir halde. Ancak doğru doktorla karşılaşması, onun için adeta yeniden doğuş anlamına geliyor. Bu doktor Marsilya’da. Antonio ve ailesi, doktorun tavsiyelerini uyguluyor; fakat tedavinin kesinleşmesi için üç yıl sonra yeniden muayene olması gerekiyor. Yıllar sonra Antonio bu kez babasıyla birlikte Marsilya’ya gidiyor. Doktor, teşhisten tamamen emin olabilmek için Antonio’nun iki gün boyunca uyumamasını ve stres altındaki tepkilerini gözlemlemek istiyor. Böylece baba ve oğul, bilmedikleri bir şehirde iki gün boyunca uyanık kalmak zorunda kalıyorlar. Asıl hikaye tam da burada derinleşiyor. Antonio’nun anne ve babası o çok küçükken boşanmış. Bu ayrılık, Antonio’nun babasına karşı içinde yıllarca büyüttüğü bir öfkeye dönüşmüş. Onu tanımadan, anlamadan, kafasında kurduğu senaryolarla babasından uzak durmuş bir genç Antonio. Bu iki gün boyunca birlikte geçirilen zaman, sıradan bir bekleyiş gibi başlasa da Antonio için yavaş yavaş bir yüzleşmeye dönüşüyor. Babasıyla aslında ne kadar keyifli vakit geçirdiğini, onu ne kadar yanlış tanıdığını fark ediyor. Bir baba oğul ilişkisi, uykusuzluk ve yorgunluk
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,985 okunma