Biri, kültür ve uygarlığın ilk gömülen insanla başladığını söylemişti. Bu durumda mezarlık bir kültür müzesidir, hatta bir mozoledir. Evet, ama onun (organik) sonu da aynı şekilde yine orada bir yerde yatar. Kültür, toprağa yatırılan bedene artık bakamaz, burada görevi doğa devralır. Doğa o bedeni, o etin çözülüşünü himayesi altına alır. Doğa son patologdur, indirgemeci ve yapısökücüdür, hepsi bir arada.
'Kimliğimi uygun bir yere koyun ki lazım olduğunda nerede olduğunu bilin.'
Ne kadar dağınık ve dalgın olduğumuzu bildiğinden, ölüm belgesini düzenlemeye gelecekleri an için gizli bir yardım.
Elimizde en azından, anne babamızın ölümünü yalnızca bir kez yaşadığımıza dair tesellimiz kalıyor. Kendi ölümümüzden söz etmeye bile gerek yok. Onu bir kez bile yaşamayacağız.
Okurken insan kendi hayatındaki küçük kırılmaları, çocukluktan kalan taşları, unutuldu sanılan hisleri hatırlıyor. Bu kitap, yüksek sesle değil fısıltıyla anlatılan ama uzun süre zihinde kalan öykülerden bir sahil kenarı.