Uzun zamandır okumadığım, tam zamanına denk gelen bir baba oğul ilişkisi. Birlikte yaşanamamış anların, sorulamamış soruların ağırlığı hissediliyor. Bittiğinde geriye hikâyeden çok bir boşluk kalıyor; tanıyamadığın birine duyulan garip, sessiz bir his gibi.
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,918 okunma
Kaçıncı kez okudum bilmiyorum. Ne zaman Ayvalık'a gitsem Edremit'e dönemiyorum yüzümü. Sanki oralarda bir yerlerde gibi Yusuf'un Muazzez'i. ya da atının nal izleri
Okurken insan kendi hayatındaki küçük kırılmaları, çocukluktan kalan taşları, unutuldu sanılan hisleri hatırlıyor. Bu kitap, yüksek sesle değil fısıltıyla anlatılan ama uzun süre zihinde kalan öykülerden bir sahil kenarı.
Agota Kristof’un Okumaz Yazmaz’ı, yalnızca bir yazarın yaşamöyküsü değil; insanın kendi dilinden, toprağından, hafızasından kopmasının nasıl derin bir çölleşmeye dönüştüğünün acı bir kaydı.
Bu kitabı okurken Melisa Kesmez’in kelimeleriyle değil, sanki duygularıyla konuştuğunu hissettim. Her öyküde bir sessizlik, bir kabulleniş, bir iç çekiş vardı. Dili öyle sade ama öyle derin ki, bazı cümleleri okuduktan sonra sayfayı kapatıp biraz düşünmek istedim. Çünkü bazen bir cümle, insanın tam da içinden geçiyor.
Kesmez’in karakterleri tanıdık geldi bana; sanki bir zamanlar ben de aynı masada oturmuşum, aynı şehri solumuşum gibi. Bu öykülerde büyük olaylar yok, ama büyük duygular var. Kırılganlık, yalnızlık, sevilme isteği, gitmekle kalmak arasındaki o ince çizgi…
Kitabı bitirince bir burukluk kaldı içimde ama iyi geldi. Çünkü bu öyküler, insana “yalnız değilsin” hissini veriyor. Melisa Kesmez, kelimeleriyle insanın kalbine dokunuyor, ama incitmeden, sessizce.
Gerçekten de kitabın adı gibi: Atları bağlayın, geceyi burada geçireceğiz.
Ben geçirdim. Hem de uzun bir gece gibi, derin bir huzurla.