Okurken huzur veren, zaman zaman hüzünlendiren ama sonunda da umut bırakan bir kitaptı. Yazar başta baş karakter olmak üzere, diğer tüm karakterlerin derin içsel süreçlerini etkileyici bir şekilde yazıya dökmüştü. Aynı zamanda kitaptaki her bir cümle her bir düşünce oldukça derin anlamlar barındıran kıymetli anlatımlardı.
Ne olursa olsun kabul görülmek istenen, o kabulu ve desteği en yakınlarından almayı bekleyen, attıkları her adımı toplumun veya çevrenin beklentileri için değil kendi mutlulukları kendi huzurları için atan, yaşamlarını ve geçmişlerini tekrar gözden geçirip sorgulayan, kısacası dümenleri artık kendi ellerine alıp kendi gemilerinin kaptanı olan insanların hikayesini anlatan bir kitaptı, Hyunam- dong kitabevi.
Beni epey etkileyen, aynı zamanda yaşamdan ne beklediğimi ve bu yaşama ne gibi bir anlam atfetmem gerektiğini düşünmemi sağlayan bir kitap oldu.
Kitabı okurken üzerine düşündüğüm bir konu daha oldu:
Genel olarak başta bizim kültürümüzde olmak üzere bu kitapta da insanların o kadar çok kitap okumaya istekli olmadığını fark ettim. Bunun en önemli sebebi bence bir insanın "kendini gerçekleştirme düzeyine" ulaşamamış olmasıdır. Bu düzeye ulaşamazlar çünkü diğer alt basamaklardaki ihtiyaçları henüz karşılanmamıştır. Bir kişi yaşadığı toplumda kendini güvende hissetmiyor, sevilmiyor, kabul görmüyor, kimse tarafından saygı duyulmuyor en basitinden temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa, bizim bu durumdaki insandan veya toplumlardan kitaplara, sanata, edebiyata, felsefeye... ilgi duymasını beklememiz maalesef gerçekçi bir düşünce olamaz, öyle değil mi?
Ama yine de bu hiç bir umut olmadığı anlamına da gelmez...
Kendimizi gerçekleştirebileceğimiz, kendimizi anlayabileceğimiz, kendi kimliğimizi bulabileceğimiz yarınların olması dileğiyle...