...herkes tutkularının peşinden gitmelidir; çünkü bu doğanın tek organıdır; tutkularının sesini dinleyen şüphesiz daha iyi düşünmüştür, diğeri sadece aptallığın ve önyargının sesidir.
Deborah bilişsiz ve duyumsamaz olma özlemini duyuyordu çünkü herhangi bir şeyi anlar ya da kabullenirse, bu şeyin ne denli utanç verici, korkutucu ya da çirkin olursa olsun tartışma konusu olacağını görüyordu..
Ah şu ana babalar. "Onu iyileştirin," derlerdi hep, "onu, sofra adabını bilen ve bizim kararlaştırdığımız geleceği kabullenen biri olacak biçimde iyileştirin." Zeki, dürüst, iyi yürekli ana-babalara bile çocuklarını aldatmak kolay geliyordu. Kendilerinin hiçbir zaman tenezzül etmeyeceği aldatmacaları, gösterişçiliği, kibirliliği, rahatlıkla çocuklarına uygulayabiliyorlardı.
"Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim. Sana ancak bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım. Ve sağlıklı olmak, gücünün yettiği kadarıyla, bu savaşımı kabul edip etmemekte özgür olmak demektir. Ben yalan şeyler vadetmem hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır..."