Öldürdüler beni abla, derdi. İçimi öldürdüler. O kadar güldüler ki güzel ve içli kelimelerime, içimden geçen şiirlere, gülmesinler diye kendimi gizledim. Ama onların dilleri uzundu. Yetiştiler ve beni yaşatan her şeyi, sökerek aldılar içimden bir bir. Beni öldürdüler.
Unut bunları Sabahat dedim kendime. Katın var dedim, fayans kaplı mutfağın var, elektrikli şofbenin, Hereke halıların, cezven, şekerin, kahven, üç çocuğun var dedim. Kocan var, kocanın dostu var, kırmızı, sert, kabuklu ellerin de var ama olsun dedim. Yıllar var ki bir sabah, güneş doğarken şehirlerarası bir otobüsten inip mola yerinde, soğuk suyla yüzünü yıkamadın, bir çay içmedin, ürperip sırtına hırka almadın, yıllar var ki güzel bir söz duymadın gece yarısı, saçlarını sevmedin yıllardır, ama olsun dedim. Televizyonun var, önünde yaşanacak yılların var, çocuklarının mürüvvetleri var dedim.
Farkında bile olmadan onun hayatını yaşar olmuştum. Kendi hayatım yoktu artık. Kendimle ilgili olan ne varsa, hayatım olmayacak kadar azalmıştı. O ne yaparsa aynısını yapacak ve böylece onunla birlikte; onun yaşadığı biçimde yaşayacaktım hayatın sonunu da.
Bir anda unuttuğum kendimi hatırladım ve zihnimle mücadele ettim. Bunları ben uyduruyordum. Varlığımı unutmak, başkalarına ait hayatların kırgın sesleri içinde kendimi unutmak için.