İnsan düşüncesinin bir anlam taşıyabilecek biricik tarihini yazmak gerekseydi, yapılacak şey birbirini kovalayan pişmanlıklarının ve güçsüzlüklerinin tarihini yazmak olurdu.
O, şimdiye dek karşılaştığı mutsuzlukların en korkuncu önünde duruyordu: sinemaya gitmek için bırakılan kötürüm bir yaşlı kadının mutsuzluğu. Gitmek, sıvışmak istiyordu, bilmek istemiyordu, elini çekmeye çalışıyordu. Bir saniye süresince, bu yaşlı kadına yabanıl bir kin duydu, onu şak diye tokatlamak geldi içinden.
Seni sade, bir dost, bir sevgili, bir can parçam olduğun için değil; beni, bu garip ve tedirgin canı, yaşama tutkusuna umuttan, aşktan, ölümü unutturan güzelim sevdalardan yana o aziz duygulara, düşünlere sımsıkı bağlayan bir dünya olarak seviyorum.