İradem benim, hüzünlü kelebeğim… "Hüzünlü kelebeğim" diyorum zira hayatın sürekli olarak, her an yeniden oluşu ve bozuluşu karşısında kelebek kanadı çırpması kadar etkisi olmaz çabamın. Siz yine de "kelebek kanadı çırpması"nı hafife almayın!
Başlangıçta, daha ilk algılarımızda ölümün bir parçalanma ve yok olma olduğunun ortaya çıkmasına, ardından da hem zamanın hiçliğini hem de her ânın paha biçilemezliğini ifşa etmesine karşın ölüm bizi zindeleştirir: Bize sadece boşunalığın imgesini sunsa da, bu boşunalığı mutlak haline çevirir ve bizi ona bağlanmaya davet eder. Böylece, “ölümlü” yönümüzü yeniden güçlendirerek kendisini tüm anlarımızın boyutu olarak gösterir - can çekişme- nin zaferi!
Anlamın modası geçmek üzere. Maksadı sezilebilen bir tuvale artık uzun süre bakmıyoruz; algılanabilir, hatları belirgin bir müzik parçası rahatsız ediyor bizi; çok kesin, çok belirgin bir şiirin anlaşılması… çok güç gelir bize. Apaçıklığın egemenliği sona eriyor; hangi açık hakikat dile getirilmeye değer?
Anlamsızlık hazzı, en üstün çıkmaz sokak.
Kaygıdan, yokluğu gizeme çevirmek için değil, gizemi yokluğa çevirmek için yararlanmalı. Gizemle ilgisi bulunmayan, arka planı olmayan ve kendisini tasarlayan kişiyi anlamsızlık ifşaatının ötesine taşıyamayan bir gizem.