Karamazov Kardeşler
Ne uzun bir serüven ama. İnsana ne büyük kapılar açıyor, insanı ne büyük meselelerle karşı karşıya bırakıyor, ne derin düşüncelere terk ediyor. Içinde henüz anlayamadığım meseleler arasında şimdilik sadece iki nokta çok dikkatimi çekti. Elbette çok başka şeyler anlatmış, derdini dökmüştür Dostoyevski. Derin bir insan zira.
Konumuza dönelim: Kitap boyunca değinen ve kendince bir fikir yürüten Dostoyevski'nin fikir dünyasına ulaşabildiğim sorunlardan biri Kötülük problemi. Ne kadar derin ve ne kadar önemli bir konu olduğunu büyük filozofların bu konuda çokça yazılar yazmasından, tartışmasından ve hala günümüzde etkisini korumasından anlayabiliriz. Kötülük problemi zamanı aşmış ve günümüze değin aynı yoğunluk ve sorun ve cevapsızlık ve kaos ile gelmiştir. Son zamanlarda ilgilendiğim bir konu olması dolayısıyla da ilk okuyuşumdan farklı olarak Dostoyevski'nin de bu konuya önem verip kitabı neredeyse bunun üzerine kurması ve fikrini ortaya koyması da dikkatimden kaçmadı. Dostoyevski'ye göre diye bir cümle ile başlayıp onun bu konuda fikrini söylemek bana doğru gelmiyor açıkçası. Çünkü bence o da net bir cevap vermekten özenli kaçtı fakat düşüncesini karakterler üzerinden sezdirmekten de geri durmadı. Olayları takip edince ve olaylara verdiği sonuç ile aslında tam olarak ‘ben böyle düşünüyorum' diyor ama bazen de “acaba ben mi yanlış anladım?” dedirtiyor okura. Canım Yazarım:). Dostoyevski de kötülük problemine Tanrının varlığı ve yokluğu üzerinden değindi doğal olarak. Üç kardeş olan kitapta kardeşler; inanan, inanıp yaşamayan ve inanmayan karektere sahiplerdi. Bunun kitabın diğer her kurgusu gibi tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Olaylar, bunların yaşam biçimleri, karakterleri, psikolojileri, toplumsal karakterleri, genetik birikimleri, çevresel koşulları