Bir demir gibi ağır yüzüm ve solgun ve paslı
Yağmurun altında kalmış güvercin kadar hüzünlü ve yaslı
Bakışlarım sorgulanmış, tutsak edilmiş ve zincirlenmiş
Çekiç darbeleriyle soluğum kesilmiş ve perçinlenmiş
Ruhumun ışığı sönük, kayboldu mahzenlerde
Yıkık evler dolu içimde, odaları boş, duvarları lekeli
Çok uygarlık gördüm ama, yaşayamadım uygarlığı
Bir toz gibi yükseldim ve düştüm… Düştüm derinlere
Ben bağırmadan konuşamam, konuşmadan yaşayamam
Boşuna iplikle bağlama beni, dayanamaz koparırım
O hangi zincirdi, hani takmıştın yüreğime
İşte o yüzden hiçbir sevdamı taşıyamadım mevsimlere
Hep geride kalıyor, hep diz çöküyor, inciniyor bilesin…
Bir demirden ağır yüzüm ve tedirgin ve üzgün
Mütemadiyen susturulmuş bir dev kadar kızgın
İçim titrer coşkudan, sen hala anlamadın
Köpürdüm ırmaklar gibi, göz göz oldum, akamadım…
Alev bile oldum, cürmüm kadar yer yakamadım…
Sana bir tunç kadar korkunç geldim, biliyorum
Ama bilsen, kendimi yırtılmış defterlerden topladım
Kendimi buhardan geriye kalan tuzun içinde buldum
Çoğu zaman en dipte kalan ve yanmayan kömür tozuydum
Çuval oldum, çul oldum ancak bağırmadan konuşamadım…
Bir demirden ağır yüzüm, sesim ağır, düşüncemse tüyden hafif
Keşke içimi görsen ve hak versen, uçan çocukları görsen