“Beklemek çok zor geliyordu. Zaman, be yılanın karnı gibi derin kıvrımlar oluşturarak kendi üstüne katlanıyordu. Her bir kıvrımı ziyaret etmeden ilerlemek mümkün değildi. Üstelik her biri ayrı ayrı silahlanmış binbir şüphe, bu kıvrımları mesken tutmuştu. Bu şüphelerin her birini ayrı ayrı tartmak, görmezden gelmek ya da tek tek yok edip ilerlemek insanüstü bir çaba gerektiriyordu.”
—…Yazarlığı gözünüzde fazla büyütüyorsunuz. Yazarsanız, yazar olursunuz, o kadar.
— Öyle mi dersiniz? Zaten öğretmenler genelde yazmaya meyilli olurlar.
- Meslek icabı, yazarlara epey yakın olduğumuz için olsa gerek.
— Şu yaratıcı eğitim dedikleri şey mi? Bıraksanız bir tane te-
beşir kutusu bile yapamayız ya...
- Tebeşir kutusu konusunda haklısınız. Ama öğrencilerin,
kim oldukları konusunda gözlerini açmalarını sağlamak bile yeterince yaratıcı degil mi?
- Sayemizde, yeni acıları yaşamak için gerekli yeni duyguları zorla öğreniyorlar.
- Ama umut da var!
- Ama umudun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda
sorumluluk almıyoruz.
- O konuda tek tek kendi azimlerine güvenmezsek olmaz.
- Tamam, kendi kendimizi avutmayı burada bırakalım. Zaten öğretmenler için bu tür ahlaksızlıklara izin verilmez.
- Ahlaksızlık mı?
- Vazarlık yani. Yazar olmayı istemek, perde arkasındaki kuklacı olup kendini kuklalardan ayrı tutmayı isteyen bir ego-izmden ibaret. Kadınların makyajıyla, özünde hiçbir fark yok.