Sevgi

"İnsan dünyada bir defa sever, ondan sonrakiler hep birer arayış, birer özleyiştir."
Reklam
Puan vermedi·184 syf.·
2026 12. kitabı
Kobo Abe’nin "Kumların Kadını" eseri, okuru sadece bir kum çukuruna değil, zihninin en tekinsiz dehlizlerine hapseden, her sayfasında sanat yönetmenliğini bizzat üstlendiğimiz o devasa "zihin sinemasını" inşa eden sarsıcı bir varoluşçu klasiktir. Bir böcek bilimcinin koleksiyonuna yeni bir parça ekleme hırsıyla çıktığı yolculukta, köylüler tarafından bir kum çukurundaki kadının yanına hapsedilmesiyle başlayan hikaye; kumun o durmak bilmeyen, her şeyi yutan akışkanlığıyla zamanın, ahlakın ve modern kimliğin nasıl un ufak olduğunu en çıplak haliyle yüzümüze çarpar. İnsanın şehirli kimliği, unvanları ve geçmişi bu kum denizinde yavaş yavaş erirken, geriye kalan tek şey hayatta kalma dürtüsü ve modern insanın kendi benliğiyle ilgili sürekli ertelediği o derin, boğucu yüzleşmedir. İleride unuttuğum detayları hatırlamak için buraya bir spoiler notu düşüyorum: Kitabın o sarsıcı finalinde Niki Jumpei, aylarca kurduğu kaçış planlarını ve eline geçen gerçek özgürlük fırsatını, kumun içinden su toplamanın teknik bir yolunu keşfettiği anın getirdiği o tuhaf "başarı" hissiyle ellerinin tersiyle iter; bu durum, insanın en zorlu esaretin içinde bile bir amaç bulduğunda o esareti nasıl sahiplendiğinin trajik bir kanıtıdır. Hikaye, Jumpei'nin ortadan kayboluşunun yedinci yılında düzenlenen ve onun hukuken yok sayıldığını belgeleyen o soğuk, bürokratik "Gariplik Belgesi" ile son bulurken, aslında kahramanın toplumun gözünde öldüğü an, kendi yarattığı o daracık dünyada ilk kez gerçekten yaşamaya başladığı andır. Bu sarsıcı eseri; toplumsal rollerin ağırlığı altında ezildiğini hissedenlere, modern dünyanın rutinlerinde kendi "kum çukurunu" fark edenlere, Kafkaesque atmosferlerden ve psikolojik derinliği olan tekinsiz yolculuklardan keyif alan tüm edebiyatseverlere öneriyorum. Keyifli
Kumların KadınıKobo Abe · Monokl Yayınları · 20172,890 okunma
“Her ölünün cenaze törenine katılacaksa, birden fazla bedeni olmalıydı.”
Fuzûlî demiş ki: "İnsanın ar damarı ne zaman çatlar biliyor musun? Birinin gözyaşına sebep olduğu hâlde, sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya başladığında."
"Tatmin olamadım. Biliyorum, hayat tatminlerden ibaret değil ama... Başka başka hayatlar var, bazen başka bir hayat şimdikinden biraz daha iyi görünebiliyor. Bu hayatı yaşamaya devam edersem ileride ne olacak diye düşünmek en katla-nılmaz olanı. Hangi hayat olursa olsun sonunda ne olacağını tahmin etmek mümkün değil, biliyorum. Ama yine de yaşama renk katacak şeyler ne kadar fazlaysa o kadar iyiymiş gibi geliyor."