anne ben gizlice, tek başıma yaşarım anne, derdim, kimseye görünmeden, ve bir tek annem o kadar çok ağlardı ki peki, peki, dışarı çıkıyorum derdim, bak buradayım işte, artık gizlenmiyorum anne, derdim ve annem neden gizleniyorsun oğlum, derdi ve belki de haklıdır diye düşünürdüm ben, gizlenilecek, saklanılacak ne var? bir an unuturdum.
sonunda onun sesi geldi. "Elio," dedi. annemle babamın konuştuğunu ve geri planda çocuk seslerini duyuyordum. kimse benim adımı öyle söyleyemezdi. "Elio," diye tekrarladım, telefondakinin ben olduğumu söylemek fakat aynı zamanda da eski oyunumuzun kıvılcımını çakmak ve hiçbir şey unutmadığımı göstermek için. "ben Oliver." dedi. o unutmuştu.
"sen ikinizin yaşadığının ne kadar ender rastlanır, ne kadar özel bir şey olduğunu bilecek kadar akıllısın."
"Oliver, Oliver'dı." dedim, sanki bu her şeyin özetiymiş gibi.
𝘤𝘩𝘪𝘢𝘨𝘯𝘦𝘷𝘢 𝘴𝘦𝘮𝘱𝘦 𝘤𝘢 𝘥𝘶𝘳𝘮𝘦𝘷𝘢 𝘴𝘰𝘭𝘢,
𝘮𝘰 𝘥𝘰𝘳𝘮𝘦 𝘤𝘰'𝘭𝘪 𝘮𝘶𝘰𝘳𝘵𝘦 𝘢𝘤𝘤𝘰𝘮𝘱𝘢𝘨𝘯𝘢𝘵𝘢.
o kız hep ağlardı yalnız yatıyor diye,
şimdiyse yatıyor ölülerle birlikte.
şimdi, yılların ötesinden, Napoliten şarkısının bu sözlerini gün doğmak üzereyken söyleyen ve Roma'nın karanlık sokaklarında birbirine sarılıp tekrar tekrar öpüşürlerken, ikisi de bunun sevişecekleri son gece olacağını fark etmeyen iki gencin sesini hala duyar gibiyim.
"yarın San Clemente'ye gidelim." dedim.
"yarın, bugün." diye yanıtladı.