"Ben Git kadinin ruhunu al, sonra da şu üç kelamımı öğren:
Insanda ne var?
İnsanda sevgi oldugunu anlamıştım.
Insana ne verilmemistir?
"Adam bir yılın hesabını yapiyor, oysa akşama kalmadan öleceğini bilmiyor." Ardından Tanrının diğer kelamını hatırladım:
"İnsana ne verilmemiştir öğren."
İnsanda ne olduğunu öğrenmiştim. Artik insana ne verilmediğini de biliyordum. Insana neye ihtiyaci olduğunu bilme yetisi verilmemişti.
Insan neyle yaşar?
Kadının başkasının çocuklarına acıyıp ağlamasanı görünce, içinde yaşayan Tanrıyı gördüm ve insan neyle yaşar anladım.
Her insanın kendisi için kaygılanarak değil, sevgi ile yaşadığı öğrendim
Tanrı’nın son kelamını da öğretip beni artık affettiğini de anlamıştım
Bunları öğrenince yine göğe döneceksin."
Adanmışlık, sadece umutsuz bir duygusallıkla, akılsızca kendini öldürmek gibi bir şey değildir. Bundan çok farklıdır. Adanmışlık en muhteşem şekilde sonsuza kadar yaşamaktır. İnsanlık ancak bu saf adanmışlığa bağlı kalarak ölümsüz olur. Fakat adanmislik için bir kılık da gerekmez.
Herkes bugün, tam su anda olduklar şekillerde kendilerini adamalıdır. Çapa yapan biri, çapa yatarkenki hâliyle adanmişlığı göstermelidir. Kendin hakkinda sahtekâr olamazın. Adanmışlıkta ertelemeye izin verilmez. İnsanın her âni, her dakikasi adanmis olmalidir.
Birgün bir güvercin Tanrı’dan bir istekte bulunmuş: 'Uçarken hava bana engel oluyor ve hızla ilerleyemiyorum, havanın yok olmasını istiyorum?
Tanrı onun bu dileğini dinleyip yerine getirmiş. Ancak daha sonra güvercin ne kadar kanat çırpsa da uçamamış.
Yani bu güvercin aslinda özgür düsüncedir. Güvercin ancak hava direnci olunca uçabilir. Mücadele gayesi olmayan özgür düşünce, sanki bir vakum tüpünün içinde kanat çırpan güvercin gibidir, hiçbir zaman uçamaz."