İşte burada, erkek kardeşim dağ ile kız kardeşim deniz arasında oturuyorum...
Kız kardeşimin yatağını ısıtacak o ateşli Tanrı nereden gelecek? Hangi sel erkek kardeşimin ateşini söndürecek? Ve hangi kadın benim kalbime hükmedecek?
Gecenin dinginliği içinde, kız kardeşim uykusunda o ateş-tanrının bilinmeyen adını sayıklar, erkek kardeşim de uzakta o soğuk ve kibirli tanrıçayı çağırır; ama ben uykumda kimi çağırayım? Bilmem ki...
Bir gün, Göz dedi ki: "Bu vadilerin ötesinde, mavimsi bir sisle kaplı bir dağ görüyorum. Ne güzel,değil mi?"
Kulak, bir an dikkatlice dinledikten sonra şöyle dedi: "Ama,bu dağ nerede, onu duyamıyorum."
El dedi ki: "Dağ filan yok,ona dokunamıyorum, boşuna arıyorum."
Sonra burun konuştu: "Dağ filan yok, kokusunu almıyorum."
Göz başka yere bakıyordu şimdi; ama hepsi birden, Göz'ün tuhaf yanılsaması üzerine konuşmaya başladılar ve şöyle dediler: "Göz'ün durumu iyi değil."
Hiç bir yaşantıyı bitiremezdik. Hiç birisinin yaşantısı bitmiyor ki. Yarabbim ne güzel olacaktı! Sonunu bilmemenin, sonu olmadığını bilmenin güzelliğini yaşardım. Hiç bitmeyecek yarım yamalak yaşantıların özlemi var içimde. Her an tehlikeli, her an belirsizlik.