Kimseye umut vâdetmiyorum. Kısırım. Kıraç da olsa bir düzlüğe varmıyorum. Bir tasarım yok geleceğe dair. İhtiyar kentin bir köşesine sıkışıp kalmışım. Pek konuşamıyorum. Teslimiyetçi, aşağıya itilmiş dilim var. Sözcüklerim, değil komşum göğe, bir sokak ötedeki ayazmaya bile erişmiyor. Sabah kahvaltısı için kabuktan yaprağa yürüyen söğütteki şen böcek belki bazen duyar beni. Miyop gözleriyle aranır sesimi. Sonra?
Sonra aldırmaz, yaprağa yürür, boşverir.
İnsanlardan geçmiş sanırım böyle kötü huylar.
Benim kötü yanlarım, korkularım, tanrının bizi kaderimizle başbaşa bıraktığı biçimindeki endişelerim, nefes darlığım filan, her şey yemek yaparken geçiyordu.