Öncelikle, bu ilk incelemem olduğu için hatalar çok olur, okuyanlardan şimdiden affola. Kitabımızın ismi: Bir İdam Mahkumunun Son Günü. İsminden de anlaşılacağı üzere kitap idamla ilgili. Hem de en kanlısı: Giyotin idamı. Bu açıdan kitap olması gerektiği gibi karamsar ve az da olsa psikolojinizi etkileyebilir. Ama amacımız bu değil mi? Empati kurmak değil mi? O yüzden bence herkesin anlayarak okuması gereken bir kitap. Bu farkındalığa herkesin varması gerektiğini düşünüyorum.
Kitabın önsözüne de ayrıca değinmek istiyorum. Benim kitabı uzun süre ertelememe neden olan bu uzunca önsöz, aslında bir manifesto. Eğer kitabı okuyacaksanız önsözü katiyen atlamamanızı öneririm. Dönemin kanlı ve iğrendirici politik durumunu gözler önüne seriyor.
Roman kısmına gelirsek tam olarak neden hapse girdiğini bilmediğimiz bir mahkum idam haberi alıyor ve hapishane yönetiminden bir kağıtla kalem istiyor. Bundan sonra da 1. ağızdan mahkumun yazdıklarını okuyoruz.
İdam haberini öğrendiğinde pek tepki vermese de küçük bir çocuk ellerini çırparak, neşeyle; "6 haftası kaldı!" diyor. Bu kısım aslında her şeyi özetliyor: O dönemde idam öylesine normalleşmiş ve halka inmiş ki küçük çocuklar bile bunu sevinçle karşılar olmuş. Bu noktada bana göre toplumdaki vahşet çoktan müdahale edilmesi gereken seviyeye gelmiş. Eğer bir toplumun nasılsın olduğunu bilmek istiyorsanız o toplumdaki çocuklara bakmanız yeterli. Çocuklar saftır, masumdur. Yani öyle olmalıdırlar.
Bu kadar yeter üşendim.