Hayatımda ilk defa bir manga aldım elime.
Aslında biraz tereddütle…
“Benlik mi ki?” diye düşündüm içimden.
Bir arkadaşım vesile oldu. O okudu, beğendi.
Arka kapağını okuyunca içimde küçük bir merak kıpırdadı. Sonra karşıma çıkınca dedim ki: “Alayım… en kötü ne olabilir ki?”
Başladım.
Ve hiç beklemediğim bir şey oldu.
Bu kadar akacağını…
Bu kadar sürükleyeceğini tahmin etmemiştim. Okurken sadece okumuyorsun.
Yaşıyorsun. Karakterler konuşurken sanki sesleri değişiyor, sanki biri susuyor diğeri devralıyor… Ve sen o anın içindesin.
Farkında olmadan içine çekiliyorsun hikâyenin.
Ben normalde fantastik çok okumam.
Ama bu hikâye tuttu elimden, bırakmadı.
Bir evren var…
İkiye bölünmüş gibi.
Bir tarafta vampirler.
İnsanları sadece “kan” olarak gören,
deneyler yapan, sömüren…
Diğer tarafta ise insanlık adına savaşan bir birlik: Japanese Imperial Demon Army
Onlar da vampirlere ve canavarlara karşı direniyor.
Yani aslında bu hikâye sadece savaş değil…
Hayatta kalmanın, insan kalmanın mücadelesi.
Ve o mücadelenin içinde bir çocuk var:
seni kitabımın en baş köşesine koymuşum; bütün dünya âlem sana olan sevdama şahitlik ederken sende benimle birlikte ahiretliğimi sürdür..bir gün; bir gün senden ise sana yazdıklarımı duymak isterim 🤍
Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi, boş yere mağaramdan çıkarma beni.Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna...