İkinci kez okudum. O kadar etkileyici bir kitaptı ki sanırım ileri yaşlarımda bir kez daha okuyacağım. Natalie’nin mektubu o kadar mantıklı ve iğneleyiciydi ki okurken gülümsemeden edemedim. Felix karakteri bu kadar güzel anlatılırdı. Okurken Henritte karakteri hep Felix gözünden anlatılıyor ama yazdığı son mektupta onun da bakış açısını görüyorsun. Bu çok güzel ama aynı zamanda da çok üzücüydü. Son mektubunu okurken Henritte’nin içinde verdiği savaşları görüyorsun. Kesinlikte şiddetle tavsiye ederim okuyun pişman olmayacaksınız. :)
“Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var dedi. Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider. Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansı sunar sana. Farklı seçimler yapmış olsan, şu an nasıl bir hayatın olacağını görürsün. Pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı bazı konularda farklı davranır mıydın?"
“Felakete uğramış biri için ümitsizliğin en acı manzarası, gözyaşlarından ziyade kendisinin ‘acı gülüşünü’ görmektir.”
"Bu acı gülüşten anladığımı söyleyeyim. Tabiatta ağlamak çocuktan büyüğe kadar ümitsizlik ve ızdırabın ilk belirtisidir. Yaşa bünyeye, sinire ait farklarla hemen herkes acısını bu suretle acığa vurur. Sevinç ağlaması olduğu gibi ümitsizlik kahkahası da vardır. Böyle ters bir surette insanın kendisini ifade etmesi ters olmayandan daha da şiddetlidir. Bir insan, en basit içerlemesinde de ağlayabilir. Fakat bu"acı gülüş"acı çekmenin en zirve noktasıdır. İnsan çok kere kendi yaptıklarının ahmaklığı, hataların sonucu olarak uğradığı felaketlere kafasını yumrukluya yumrukluya acı acı güler. Bu gibi ümitsizce, şiddetli üzüntülerde ağlamak hiçtir. Bu gülüşteki ızdırabı kimse ifade edemez. Bu adi acıları ifade aracı ve yatıştırma vasıtası olan gözyaşları kurur, gülüşe kahkahaya dönüşür."