Varoluşçular benliği olumladıkları ölçüde bu benlik içe kapanmış bir benlik değildir. Heidegger’in izinden giden Sartre, “tam da bu kendinin ötesinde olma, bu mutlak kaçış, bir töz olmayı reddetme, onu bilinç yapan şeydir,” diyordu. Bilinç içeride konumlandırılmaz; dışarda, dünyada, diğerlerinin arasında bulunmalıdır. “Kendimiz saklandığımız bir yerde değil; yolda, kasabada, kalabalığın ortasında, şeylerin arasında bir şey, insanların arasında bir insan olarak keşfedeceğiz.” Ya da Merleau-Ponty’nin dediği gibi: “En başından beri kendimin dışındayım ve dünyaya açığım.”