Hikâyelerimiz herkese anlatmak için değildir. Onları dinlemek bir ayrıcalıktır ve paylaşmadan önce kendimize hep şunu sormalıyız:“Hikâyemi dinleme hakkını kim kazandı?”
Derin bir sevgi ve aidiyet duygusu bütün kadın, erkek ve çocuklar için hafifletilmesi imkânsız bir ihtiyaçtır. Biz biyolojik, bilişsel, fiziksel ve ruhsal olarak sevmek, sevilmek ve ait olmak için tasarlanmışız. Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında, bizden beklendiği şekilde iş göremeyiz. Bozuluruz. Parçalara ayrılırız. Hissizleşiriz. Canımız yanar. Başkalarını incitiriz. Hastalanırız. Elbette hastalık, hissizleşme ve üzüntünün başka nedenleri de vardır ama sevgi ve aidiyet eksikliği daima acıya götürecektir
Cömert teşviklerine ve çoğu zaman spesifik tavsiyelerine rağmen Rilke, tam olarak en önemli noktada tavsiyede bulunmanın zorluğunun farkındaydı. Bir mektubunu şu düşünceyle bitirmişti: “Tüm gelişiminiz boyunca sessizce ve ciddiyetle büyümeye devam edin. Bunu en şiddetli şekilde, dışarıya bakarak, en sesiz saatinizde belki de yalnızca en içten duygularınızın yanıtlayabileceği sorulara dışardan yanıtlar bekleyerek bozarsınız.”
Felsefi farklılıkların ötesinde, Nietzche kişinin hem düşünmek hem de yaşamak için kendi yolunu çizmesi gerektiğinin farkındaydı. Onun tüm felsefesi bireyselliği ve kişinin kendisi için düşünmesi için gereken yaratıcılık ve cesareti olumlamaya dayanır. Schopenhauer’i övdüğü aynı metinde şöyle yazar: “ Hayatın akışını tek başına geçemen gereken köprüyü senden başka kimse inşa edemez, senden başka kimse.”