Suat

Umut, eylemdir. Bu, boş bir dilek ya da belirsiz bir arzu değildir. En alçakgönüllü biçimde bile eylemde bulunmak her zaman umut etmektir, yani geri dönülmez olana karşı direnmek, değiştirilemez olana meydan okumaktır. Yeni bir şey yaratmaktır, yolda bir ayrılık açmaktır. Bu, tersinemezlik, bir daha geri gelmeyecek olan için üzüntü ya da yapılmaması gereken için acı tarafından mumyalanmaktan kaçınmanın tek yoludur.
Sayfa 117·Kitabı okudu
Reklam
"İyi hafta sonları!" Bu söz bir özgürlük nidası gibi çınlıyor, düşmana bir cevap gibi ancak bir ıstırap yükü de içeriyor çünkü bütün bir hayatı, yabancılaşmış bir varoluş haline gelmiş ofis hayatından kurtarılan bu hayatı 48 saat içinde yaşamamız, geri almamız lazım. Olduğumuz, sevdiğimiz ve arzuladığımız ne varsa bu iki günün temsil ettiği dar ve kırılgan alana sığdırmak zorunda kalıyoruz...Bu hafta sonu ne yapıyorsun?" Ben hiçbir şey yapmama hakkına sarılıyorum, verimsiz, yetersiz, hiçbir işe yaramazcasına. Boş. Sıfır: Yatırım yok, varılacak bir hedef yok, arz yok, talep yok. Artık hesap da yok; zararına varoluş.
Erteleme hastalığı, karar verdiği şeyi yerine getirmekten aciz bir iradenin işlev bozukluğundan daha ziyade, ne ölü ne de canlı olan bir varoluşun tam göbeğinde, bir var olma yetersizliği ve benliğin küçülmesidir. Bu hastalığın tahlilini en iyi yapan Aziz Augustinus olmuştu: "Ha gayret dedim yeniden, hedefe bir adımcık daha yaklaştım, bir adımcık daha, işte neredeyse dokunuyordum, tutuyordum. Ama ulaşamıyordum, dokunamıyordum, tutamıyordum, ölümü ölmek ile yaşamı yaşamak arasında tereddütteydim."
Bu yaşamdan memnun olmamız da başka bir hayatı yaşamamız da imkansız çünkü en mutlusundan en mutsuzuna her yaşam kendi gündeliğine sahip. Tek bir hayatımız var fakat bu yaşam yetmeyecektir. Bu nedenledir ki, en güçlülerinden biri şüphesiz edebiyat olan, bir dolu tatlandırıcı ve destekleyici cephane geliştirdik.
Sayfa 83·Kitabı okudu