"Ey Güneş! Rüzgardan kanatlarını ger!.. Işıklardan saçlarını dök!.. Mavi bulutlardan tüllerine bürün!.. Bu güzellikle bize her zaman görün!.. Ruhumuzu bir çiğ damlası gibi göğsüne çek ki senin gibi temiz doğup temiz ölelim!.."
Şu küçük zaman kapsüllerini yapmak için nasıl da uğraşıyoruz. Anılar yılbaşı ışıkları gibi öylece asılı durarak kusursuz tonlarda kusursuz parıltılar saçar. Ama neye bakılacağını, neyin sergileneceğini ayırıp seçmek... hatırlamanın gerçek duası bu değildir. Hafıza sizi en sert açılardan biçen, bilincinizi tekrar yanlış renklere bulayan zalim bir yapıdır. Bir aşağılanma, yıkım veya mutlak hiddet anı geri sarar ve yeniden oynar. Beynin etrafını saran bir sicimden koza örer, kendini dolaştırarak bir düğme dönüşür. Bu sizi tam olarak öldürmez fakat korkunç her anın baskısını size hissettirir. Bunu nasıl durdurursunuz? Zihninizi nasıl özgür kılarsınız? Beynime hükmedebilmeyi, ona şöyle söyleyebilmeyi dilerdim: İşte. Devam et. Makaranı çöz ve anıların gitmesine izin ver. Bırak yok olsunlar...