Bugün yapacağımız incelemenin ana kahramanı birçoğumuzun bildiği 1984 kitabı. George Orwell’ın yazdığı bu kitap bizleri topluma dayatılan değer ve yargılar konusunda hikayeye dahil ediyor. Parti’nin ayaktakımı ve dış parti üzerindeki etkisini gayet beyan edilmiş bir şekilde görüyoruz.
Ana karakterimiz Winston Smith’in işlediği düşünce suçu ile başlıyor her şey. Altın Ülke ilk bölümlerde pek çok kere gözümüzün önüne geliyor. Winston nefret eylemi sırasında O’Brien diye bir adam ile göz göze geliyor. Onun da kendisi gibi olduğunu düşünüyor. Winston geçmişin değiştirildiği bir toplumda olduğunu fark ediyor. Bunu belli etmese de kendi içerisinde bunu sorgulamaya başlıyor. Kendini deli zannediyor bir süre. Fakat onun gibi insanların olması gerektiğini, tek olmadığını da hissediyor. Parti’de çalışan bir kadın ile yolları pek çok kez kesişiyor. Bu kadın ile sonradan yaşayacakları her şeyden habersiz iken, onu öldürmeyi bile düşünüyor.
Kitabın konusundan çok incelemeye değinmek gerekmekte. Kendi fikrimi beyan etmem gerekirse bu kitap her insan tarafından okunması gereken bir kitap. Özgürlük içinde yetişmeyen nesil özgürlüğün ne olduğunu bilmez. Kitapta yöneticiler tarafından manipülasyon gören halkı ve hem geçmişleri hem de gelecekleri elinden alınan insanları okuyoruz. Kitap içerisinde de dendiği gibi ana hükmeden hem geçmişe hem geleceğe hüküm ediyor.
İç Parti bile kendi fikirlerine o kadar inanmakta ki, çiftdüşün yöntemi sayesinde gerçeklik algısı ile insanların hayal ürünleri tamamen birbirine karışabiliyor. İnsanlar neyin gerçek neyin hayal olduğunu bile anlamıyor. Ayaktakımı olarak adlandırılan cahil halk kesimi onlara dayatılandan habersiz. Üç büyük ülke arasındaki savaş hiç durulmuyor ve bu tamamen keyfi olarak sürüp gidiyor. Winston kitapta ayaktakımının