Bu karabasan caddesinin en garip yanı da satılık milyonlarca şeyim hiçbirinin orada yapılmıyor olmasıydı. Orada yalnızca satılıyorlardı. İşlikler, oymacılar, boyacılar, tasarımcılar, makineciler neredeydi, eller neredeydi, yapan insanlar? Gözden uzak, başka bir yerde. Duvarlar arkasında. Dükkanlardaki herkes ya alıcı, ya satıcıydı. Nesnelere sahip olmak dışında bir ilişkileri yoktu.
İlk blokta Shevek giysiler ve mücevherlerle parıldayan bir vitrinin tam ortasında duran kaba tüylü, benekli bir cekete bakmak için durmuştu. “Feket 8400 birim mi?” Diye sordu inanamadan, çünkü kısa bir süre önce gazetede “asgari ücret”in yılda 2000 birim kadar olduğunu okumuştu.
Kendini bir apateist olarak ilan eden Jonathan Rouch, dini inancını şu şekilde tasvir ediyor: “Eskiden biri bana dini görüşümü sorduğunda ‘ateistim’ diyordum. Şimdi sorulduğunda ise ateistim diyecekken kendimi tutuyor ve ‘eskiden kendime ateist derdim’ diyorum ve ekliyorum: Hala Tanrıya inanmıyorum fakat daha da önemlisi bu konuda bir tarafta veya öteki tarafta olmanın önemli olduğunu da artık düşünmüyorum. İşte beni vuran bu, ben bir apateistim.”
‘Bazen sana baktığımda, çok uzak bir yıldıza bakıyormuşum gibi hissediyorum’ dedim. ‘Göz kamaştırıcı fakat on milyonlarca yıl öncesinden gelen bir ışık. Hatta belki de yıldız artık yok. Yine de bazen o ışık bana her şeyden daha gerçek geliyor.’