Yüz hatlarının antik heykelleri andıran keskinliği, güzelliğine bir ciddiyet, bir ağırbaşlılık katıyordu. Ama bu ciddiyet ve ağırbaşlılığın altında, bu kederin altında, bir çocuğun küçük, masum yüzü seçiliyordu; yüzünde alabildiğine naif, oturmamış, genç bir ifade vardı ve sanki sessizce merhamet diliyordu.
“Şimdi yanınızda oturmuş sizinle konuşurken geleceğe korkuyla bakıyorum, çünkü gelecekte yine yalnızlık, yine o yavan, o gereksiz yaşam var; gerçekten de yanınızda oturup bu mutluluğu tattıktan sonra artık neyin hayalini kurayım!”
Çocuk gideceği yerde, durmuş, karşısındaki kaptanı tepeden tırnağa inceliyordu. Pırıl pırıl sarı yazmalar altında korkusuz duruşu, rastıksız, düzgünsüz yanık yüzü, bir kıza yakışan kırmızı paçalığı altındaki pırıl pırıl iskarpinleri çok hoşuna gitmişti. Durup bakmaktan kendini alamıyordu.
Şimdi ben neyim? Koca bir hiç! Yarın ne olabilirim? Dirilip yeniden yaşamaya başlayabilirim! Tümüyle perişan olup gitmeden içimdeki insanı bulabilirim!