Kitabı elime aldığım ilk andan itibaren sonsuz bir merak kaplamıştı içimi,uzun zamandır hiçbir şeyi bu kadar merak etmiyordum.Geceleri uykuya dalmadan önce “acaba devamında ne olacak ?” tarzında cümleler geçiyordu kafamdan ve sürekli okuduğum son cümleyi ya da olayları düşünüyordum.Bazı bilmediğim,”böyle bir şey mi varmış ?”diye kendimi cahil hissettiğim açıp internetten baktığım,araştırdığım bana kültür anlamında da çok şey katan bir kitap oldu.Okudukça daha çok içine çekildiğiniz, okumakta sıkılmadığınız bir eser hatta başyapıt diyebilirim.
Okurken her satırdan,sayfadan ayrı ayrı zevk aldım. ”Savaş” kavramını bilgi,kültür olarak bildiğim ama duygusal ve manevi anlamda eksik olduğumu fark ettim. Yıllar önce olmuş bir savaşın başka yüzlerini görmek hissetmek çok farklı bir şeymiş.Savaşların izlerinin hala sürdüğü ve bu toprakların, birçok toprağın hâlâ bu izleri taşıdığını,insanların hayatında hâlâ etkisini ilk günkü gibi gösterdiğini bu eserde çok rahat bir şekilde görebiliriz. Devletlerin acımasızlığının,bencilliğinin,bir avuç toprak için insanların hayatlarını nasıl yarım bıraktığının kanıtıdır.
Aslında neler yazacağımı da çok bilmiyorum öyle bir eser ki ne cümle kurabiliyorsunuz ne de hislerinizi tercüme edebiliyorsunuz.Her kelime her cümle bu kitabı anlatmak,tanımlamak için eksik,yarım kalır.Okuduğum en anlamlı ve güzel kitapların başında gelir diye düşünüyorum ve herkesin okumasını tavsiye ediyorum.
“Serenade für Nadia...”