Kendini unutup aç gözlerle kıza baktı. Karşısında yaşamaya değer bir şey vardı işte; kazanmak için savaşmaya, mücadele etmeye ve evet, uğruna ölmeye. Kitaplar haklıydı. Dünyada böyle kadınlar da vardı. Karşısındaki de onlardan biriydi.
Aşk ve duygular adına yoksun olan bu köyde bir kadın dikkat çekip beğenilirse birileri tarafından, akşama başlıyordu kız isteme merasimi. Kızın fikri asla sorulmaz, çok geçmeden de evlendirilirdi. Bir kaç inek ve bir kaç dönüm tarlayı duyan kız babası, "Verdim gitti." deyip bitirirdi mevzuyu. Çok acıtırdı bu cümle mutfakta köpüklü kahve yapmaya çalışan kızın canını. Değerinin bir hayvan veya bir toprağa eşit olduğunu öğrenirdi garibim. Hatta bazı durumlarda pazarlık bile yapılırdı dünür olacak beyinsizler tarafından. "En son kaça olur?" cümlesi ne kadar yıpratabilirdi bir kadını? Bedeni, başkaları tarafından satılığa çıkarılan bu kızın gecelerce ağlaması kaç yıl sürebilirdi? Kaç büyükbaş hayvan dindirebilirdi ki gözyaşlarını? Birkaç gün sonra istemediği biriyle kanlı çarşaf üzerinde uyumasını hangi ideoloji açıklayabilirdi bana? Töre denilen zırvalıklar yüzünden evlenmek için gösteremediği çabası, yediği koca dayağı da cabası...
Herkesin içinde emzirmekten utanan kadın aç bırakıyordu bebeğini belki de kim bilir. Kadına çiviyle saplatılan ahlak tutumu bunu gerektiriyordu çünkü. Ayıp kavramı nedense en çok kadına hükmedilirdi. Ne giyeceğine, nerede ne yapacağına karışan insanların Allah'tan korkusu yoktu!