Din sadece inananlar topluluğu gibi küçük dinî gruplan değil, aynı zamanda bütün bir toplumu, topyekûn bir milleti etrafında toplama potansiyeli taşır. Bunun çok açık bir örneği İslâm'ın ilk döneminde görüldü. Araplar güçlü milliyet duygularına sahip olmakla birlikte hiçbir zaman kabile anlayışının ötesine çıkamamışlarken, İslâm dini sayesinde millet olarak bütünleştiler.
Batı dünyasında ve neredeyse bütün dünyada yaygın bir şekilde kutlanan miladi yılbaşının bir Hıristiyan geleneği olduğu şeklinde popüler bir söylem vardır. Oysa Hıristiyanlar da bunun eski bir putperest bayramı olduğunu kabul ederler. Batı dünyasındaki yılbaşı kutlamaları zaman içeri sinde Noel Baba olarak isimlendirilen Aziz Nikolaos ile özdeşleş tirilerek adeta Hıristiyanlaştırıldı. Oysa Aziz Nikolaos'un tarihi bir kişilik olduğuna dair elde sağlam veriler yoktur. Katolik Kilisesi 1969'da Nikolaos'un yortu gününü takvimden çıkardıysa da, toplum içinde çok geniş kabul gördüğü ve kökleştiği için anılmasını yasaklamadı.
Katolikler İsa'nın doğumunu 24 Aralık'ta, Ortodokslar ise 6 Ocak'ta idrak ederler. Bugün Yedinci Gün Adventistleri Noel ve Paskalya bayramlarının putperest kaynaklı olduğuna inandıklarından kutlamıyorlar. Ayrıca Nedamet Cuması, İsa'nın Göğe Yükselişi gibi dinî bayramları da İncillerde olmadığı gerekçesiyle reddediyorlar. Başka bir adventist hareket olan Yehova Şahitleri haç sembolünün putperest menşeli olduğunu iddia ediyor. Onlara göre Hz. İsa düz bir direk üzerinde öldürülmüş, haç şeklinde bir direkte çarmıha gerilmemiştir
Her yeni inanç veya uygulama otantiklik iddiasını da yanında taşır. Bunun için gerektiğinde hadisler veya tarihî olaylar uydurulur. Bu pratik zorluğu da göz önüne alan din bilginleri bir süre sonra dinin temel akide ve uygulamalarını belirlerler. Bu noktada her zaman için bir uzlaşı olmadığından mezhepler ortaya çıkar. Yine de din bilginleri arasında önemli ölçüde bir uzlaşı söz konusudur. Bu uzlaşı dinin resmî/kitabî boyutunu oluşturur.