sueda

sueda

, bir kitap okudu
Puan vermedi·367 syf.·
2026 10. kitabı
H. Kâmil Yılmaz
8.8/10 · 415 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Râbıta, müridin şeyhinin hayalini gözünde ve gönlünde taşımasıdır. Hz. Peygamber (s.a.v)'e salât ü selâm getirerek gönülde bir sevgi bağı oluşturmak da bir tür râbıtadır. Hz. Hasan'ın dayısı Hind b. Ebî Hâle'den Hz. Peygamber'in hilyesini sorarak: "Özelliklerini dikkate alıp onunla kalbî bir bağ kurmak için onu bana tasvir etmeni istiyorum" demesi, bir bakıma kalbî alâka ve râbıtadır. Sonuç olarak râbıta, Allah ile kul arasına şeyhi üçüncü bir şahıs olarak sokup irtikâb edilmiş bir şirk değil, aksine mürîdin, önündeki model şahsiyete benzemesi, onunla olan beraberliğini kalbi ile sürdürmesidir.
Sayfa 382·Kitabı okudu
1000Kitap
Râbıtanın üçüncü türü Kudsî Râbıta, tasavvuftaki râbıtadır. Yani ilâhî ve zâtî sıfatlarla muttasıf, müşâhede ve ıyân mertebesine ulaşmış bir mürşid-i kâmile gönül bağlamak, huzur ve gıyabında onun sûretini, sîretini ve rûhâniyetini hayal etmek, yanında iken takındığı tavrı, gıyabında da sürdürmeye çalışmak. Râbıtada önemli olan, şeyhin sûret ve sîretini hayalde muhafaza etmektir; fotoğrafını değil Mürşidin huzûrunda bulunma mülâhazası, bazen icmali, bazen da detaylı bir biçimde olur. Mürîd dikkatini şeyhi üzerinde yoğunlaştırmalıdır. Bu sûret ve sîreti hayalde muhafaza durumu, zamanla şeyhin ahlâk ve özellikleriyle bezenmiş hale gelmeyi sağlar. Buna fenâ fi'ş-şeyh tâbir edilir. Tasavvufta râbıtanın amacı "râbıta-i huzur"dur. Yani sâlike dâima huzûr-ı ilâhîde bulunduğu duygusunu yaşatmaktır. Her an Allah'ı karşımızda görür gibi olmaktır. Bunu sağlamak çok zor, hattâ imkânsızdır. Çünkü Allah müşahhas bir varlık değildir. Öyleyse kulun yoğunlaşmasını sağlayacak, teksifini kolaylaştıracak müşahhas/somut bir objeye ihtiyaç vardır. Tasavvufta bu obje Allah'ın mükemmel tecellilerinin mazharı olan insan-ı kâmil sûretindeki şeyhtir. Sâlik önce bu insan-ı kâmile, ardından Hz. Rasûl'e ve O'nun ardından da Rabb-ı Müteâl'e kalbini rabt etmeli ve bu sûretle huzûr-ı kalbe ermeli, fenâ fillah'a varmalıdır.
Sayfa 378·Kitabı okudu
Kuşeyrî Hak'tan gelen bilgi ile Hakk'ı tanımayı şöyle anlatır: "Sâlik önce Hakk'ı, O'nun sıfat, isim ve fiilleriyle tanır. Sonra ibâdet, kulluk ve çile ile nefsini arıtarak Hakk'a yaklaşır. O zaman da Hak ona kendini tanıtır, böylece Hak kulun "Mârûf"u olur. Kul, nefsine ve çevresine yabancılaştığı ölçüde Hakk'a âşinâlık, ma'rifet kazanır.
Sayfa 354·Kitabı okudu
1000Kitap
"İnsan-ı kâmil" ilk devir sûfilerinde pek rastlanmayan bir kavramdır. Ancak Hallâc-ı Mansûr (ö.309/921): "Allah Adem'i kendi sûretinde yarattı" hadisinden yola çıkarak, Allah'ın kendi nefsinde, kendisi için tecellî ettiğini söylemiştir. Bu tecellî ile Allah, kendi isim ve sıfatlarının hepsini ihata eden sûret vücûda getirmiştir. Hallâc'ın bu anlayışı, İbn Arabî (ö.638/1240)'nin "insan-ı kâmil" düşüncesine zemin hazırlamıştır. İnsan-ı kâmil fikri, varlık fikrinin devamıdır. Nitekim İbn Arabî'ye göre kâinât ilk önce ruhsuzdu. Tıpkı cilası vurulmamış bir ayna gibiydi. Adem bu cilasız aynanın cilası ve ruhu olmuştur. Ona göre insan, ilâhî isim ve sıfatların bütün kemallerini aksettiren ve cismi büyük âlemin cisminden küçük olsa bile, büyük âlemin bütün hakikatlerini kendinde toplayandır. İnsan-ı kâmil Allah'ın bütün isimlerini bilen tek varlıktır. İnsan-ı kâmil, maddî ve manevî bütün kemal mertebelerini kapsamaktadır. İnsan-ı kâmil Hz. Muhammed'dir. Ancak onun tarihî şahsiyeti değil, henüz Adem ruh ve cesed arasında iken peygamber olan Muhammed, yani hakikat-i Muhammediyye'dir. Hazarât-ı hamsın beşincisi insan-ı kâmildir. In. san-ı kâmil varlığın ve hılkatin gayesidir. Zira ilahi irade onun vasıtasıyla tahakkuk eder. Eğer insan-ı kâmil olmasa Allah bilinmezdi. Arifler "Allah'ın ilk yarattığı şey akıldır" rivayeti ile "Allah'ın ilk yarattığı kalemdir" rivayetindeki akıl ve kalemi "hakikat-i Muahammediyye" olarak değerlendirip o nurdan önce aklın; ardından kalemin zuhura geldiğini ifade etmişlerdir.
Sayfa 351·Kitabı okudu
1000Kitap