sueda

"Yoka varlık tadını tattırdın. Yoku kendine âşık ettin. Geri alırsan, Senden onu kim arayabilir?" Mesnevî I, 607-609
Sayfa 336·Kitabı okudu
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hallac "Enel-Hak" sözü sebebiyle idama mahkûm edildi. Ancak onun idam sırasında söylediği sözler, bu işin rûhi bir yükseliş ve vecd mahsulü olduğunu ifade etmektedir: "Senin kulların Sana olan yakınlıklarından ve dinlerine olan bağlılıklarından ötürü beni öldürmek için toplandılar. Onları affet! Çünkü Sen bana gösterdiğin sırları, onlara da göstermiş olsaydın, hakkımda böyle düşünmeyeceklerdi. Şayet onlardan gizlediklerini benden de gizlemiş olsaydın, ben böyle sözler söylemeyecektim." "Ey Allahım, her yerde tecelli eden Sensin. Senin bilinmen benimledir. Benim varlığımın Seninle mümkün olması, Senin kıyamının benimle caiz olmasına aykırıdır. Benim Seninle olan kıyamım Nâsût âlemindedir. Halbuki Senin kıyamının benimle caiz olması Lâhût âlemindedir. İşte benim beşeriyetim, Senin ulûhiyetinde ittihad olmaksızın yok olmuştur. Senin uluhiyetin benim beşeriyetimi temas etmeksizin ihata etmiştir. Senin Kadîm olduğuna delil, benim hâdis/sonradan olmamdır. Benim hudûsumun delili Senin kıdem elbisenin altındadır."
Sayfa 327·Kitabı okudu
1000Kitap
Dağınık ve değişik düşüncelerin "Bir"e giden yolda insana perde olması, düşünceleri de "Bir"e indirgemeyi gerekli kılmıştır. Nitekim Hz. Peygamber (sav)'in: "Kaygılarını Tek'e indirenin diğer kaygılarına Allah Teâlâ'nın kefil olduğuna dair hadisi cem' veya "birlik" düşüncesinin temelini oluşturmuştur. Çünkü kaygı ve düşünceleri Bir'e indirmek, daima Bir'i görmek ve Bir'i mülâyanında "Allah var idi, O'ndan başka hiçbir varlık yoktu." anlamında "كان الله ولم يكن معه شيء" hadisi söylendiğinde O (sav): "الآن كما كان", yani "şimdi de O'ndan başka varlık yoktur." demişti.
Sayfa 325·Kitabı okudu
1000Kitap
Nakşbendiliğin on bir esası
1. Vukûf-i zamanî: Her an ve her halin muhasebesini yapmak. Huzurda geçirdiği ânına ve haline şükretmek, gafletle tükettiği zamanından tevbekâr olmak. Bir başka ifade ile kabz halinde istiğfara, bast halinde şükre devam. Sâlik zamanın değerini bilmeli, alıp verdiği her nefese dikkat etmeli, nefes alırken de verirken de uyanık olmalı, murakabeyi korumalı. 2. Vukûf-i adedî: Zikir sırasında sayıya riâyet etmek; aklı dağınıklıktan koruyup bir yerde toplamak; dikkati teksif etmek. Zikirde sayıya dikkat önemli olmakla birlikte, aslolan kemmiyet değil keyfiyettir. Zikir sayısı az olsa bile, zikredilen zâta karşı kalp huzuruna sahip olmalıdır. Ledün ilminin ilk mertebesi sayılan vukûf-i adedî, kalbdeki havâtırın önlenmesini sağlar. 3. Vukûf-i kalbî: Zikredenin her an Allah'ı bilmesi, kalpte Allah'tan başka hiçbir şeye yer vermemesi ve zikredenin zikir sırasında kalbine yönelmesi. Sâlik sol memenin altındaki çam kozalağına benzeyen et parçasına yönelerek o et parçasının zikirden gafil olmamasını sağlamaya çalışır. Nitekim heryerde hazır olan Allah'a, nasıl Kâbe'ye dönerek el açılıyorsa, zikir sırasında da kalbe yönelmek ve ona âgâh olmak, oraya Hakk'ın tecellilerinin dolmasını sağlar. 4. Hûş der-dem: Alınan her nefeste huzuru korumak, Allah'tan gafil olarak tek nefes bile almamak. Çünkü nefesleri gafletsiz almak, kalbi huzurla doldurur. Nefes alıp verirken ve iki nefes arasında gafletten uzak kalmak, Allah'ın "Hayy" isminin tecellisi sayılır. Nefesini koruyan kimse, mazi endişesinden ve istikbal telâşından kurtularak İbnül-vakt olur. 5. Nazar ber-kadem: Bakışları ayak ucuna mıhlamak. Yürürken sağa sola bakan kimsenin ilgisi dağılır, kalbini havâtır işgal eder. Bakışını ayak ucunda toplayan kimse hem harama bakmaktan hem de havâtıra düşmekten kurtulur, çünkü kalbe gelen
Sayfa 292·Kitabı okudu
1000Kitap
Mutlak irade bize hükümdarlığı, halk göğe yönelip yakarmasın diye verdi. [Ahlardan yükselen] dumanlar yukarıya yükselip göğü Süha’yı rahatsız etmesin, yetimlerin inleyişiyle arş titremesin, hiçbir can zulümle yaralanmasın diye… Feleklere “yâ Rab” sesi gelmesin diye ülkelere dini yerleştirdik. Ey mazlum, semâya bakıp durma, çünkü [bu] dönemde semavî bir şahın var.
c.III, 4631-5·Kitabı okuyor
1000Kitap