O, maddesiz olmak bakımından her tür imkândan ve kuvveden uzak olarak salt fiil ve salt akıldır, maddesiz olmak bakımından her tür imkândan ve kuvveden uzak olarak salt fiil ve salt akıldır.
Fârâbî, Tanrı'yı "kendini düşünen akıl" olarak nitelendirmektedir. Fârâbî'nin, sıfatlar meselesinde Aristoteles'in yoğun etkisi altında olduğunu söyleyebiliriz. Fârâbî, bizzat Aristoteles'i takip ederek düşünmeyi (ta'akkul) ilahi süjenin en yüksek aktı olarak değerlendirir ve Tanrı'nın aklettiğini söyler. Tanrı, düşünendir, hatta bizzat akıldır. Çünkü "Bir varlığın akıl olmasına ve bilfiil düşünmesine engel olan şey maddedir". Buna göre, eğer bir şey maddede değilse ve varlığında maddeye ihtiyaç duymuyorsa, o şey akıldır ve bilfiil akledilendir (ma'kûl). Bundan ötürü, her bakımdan gayri maddi olan Tanrı, tözü itibariyle bilfiil akıl ve bilfiil makuldür.
Tanrısal düşünme faaliyetinde, süje-obje ayrılığı ortadan kalkar ve düşünenle düşünülen aynileşir. Düşünen öz, düşünülen öz olur ve böylece akledilir olması bakımından "akıl" olur: Tanrıda "akıl, âkil ve ma'kûl bir ve aynı anlama gelir. Onlar tek bir öz ve bölünmez bir tözdürler."