Ben demeden konuşalım ne olur.
Çünkü açtım gözümü ki bir dertseverim ben daha yaşım on.
Oruç tutma yaşımda anlamışım ekmek kadar dert yediğimi.
Ama akıl işte, yoksa kafada dert neye yarar?
Oysa bilinmez mi bilinir, dert pişirir, acı oldurur.
Ben nasıl da çiğ kalmışsam derdime rağmen.
Yaşamış da yaşamışsam on yedime kadar.
Hamama gidip kurnaya düğüne gidip zurnaya vurulmuşsam.
Sonra bir kaşa göze, kendi kaşını kazıyıp, gözümü oymuşsam.
Sonra kendimi kitaplara vurmuşsam.
Şiir yazmışsam.
Şiir yazamamışsam.
Şair olmadan şiir yazılmıyormuş anlamamışsam.
Yine de kendime kendimden müteşekkil harfler karalamışsam.
Az gitmiş uz yazmış, dere tepe demeden ah etmişsem.
Yirmi beşime kadar sallan yuvarlan, düş tökezle yaşamışsam.
..
Günleri saymışsam
Sonra sayılı gün bitmek bilmeyip de beni bitirince tezkeremi omzuma çuvalıma sırtıma vurup mahalleme doğru yola koyulmuşsam.
Akmayan çeşmenin başında adı neydi adı bak şimdi nasıl da unutmuşsam.
Akmayan çeşmenin başında adını şimdi unuttuğumu bir görüp bir meyledip bir olur mu acaba deyip, güzelliğin kalbime ekip umudun suladığı tohumla vurulmuşsam.
Böyle olur şairin sevdası diye kendi kalbimi ululamışsam.
Yanaşmışsam yanına iki ayda, adını unuttuğumun.
Koluma girmişse bir yılda adını unuttuğum.
Kolumdan önce damarlarıma girmişse, bir aldırmaz, havai, bir nalet.
Sonra küt diye günlerden bir gün anlardan bir an, uçup gitmişse... Uçar, kuş uçar, gönül uçar, kalp uçmaz mı o da uçar.
Akıl uçar en çok akıl uçar.
Bir vardır, bir yoktur, kalbe ecza olan akla zehir olur, göğsünden taşar acı, gelir aklına oturur.
Oturmuşsa acı oraya, adını unuttuğum, yüzünü unuttuğum, ah acısını unutmadığım gidiverince, oturmuşsa acı oraya.
Elimde inceden bir kitap, yazarı hayalperest güneyin amerikalarından, konusu kum konusu kitap, ama değil kitap, ama değil