sueda

Bakma Ya Rab sevâd-ı defterime Onu yak ateşe benim yerime Dua dediğin böyle olmalı: "Tanrım, defterimin karalığına bakma, beni yakacağına şu defteri yakıver gitsin!" Fuzûlî yukarıdaki beyitte bize başka bir şeyi daha, Peygamberimiz'in gölgesinin yere düşmediğini, onun başının üstünde bir bulutun daima onunla bir hareket ettiğini, dolayısıyla rahmet bulutunun yağmurlarını istiyor. Demek istiyor ki, hani ey Sevgili, senin ihsan bulutun seni sicak günlerin ateşinden koruduğu gibi, benim günahlarımın neticesi olan ateşi de söndürecek diye bir umudum var ve bu umutla yaşıyorum yoksa hâlim harap.
Sayfa 82·Kitabı okudu
1000k
Reklam

sueda

, bir kitap okudu
Puan vermedi·86 syf.·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Ağustos 2025 00:00
·
2025 22. kitabı
İskender Pala
8.9/10 · 1.333 okunma
Ravza-i kûyine her dem durmayıp eyler güzâr Âşık olmuş galibâ ol serv-i hoş- reftâra su "Şu su hiç durmadan onun köyünün bahçesine kadar, onun bulunduğu, sevgilinin bulunduğu mahalleye doğru, onun bulunduğu ravzaya doğru hiç durmadan, hiç yorulmadan hiç üşenmeden binlerce yıldır boyuna gidiyor, hiç durmadan gidiyor. Evet evet, galiba bu su ona âşık olmuş, yoksa bu kadar uzun zamandır bu yol çekilmezdi." Şu lirizme bakınız, şu duygu zenginliğine bakınız! Şu ihtişama bakınız! O hoş salınışlı servi boylu sevgiliye galiba âşık olmuş şu su. Bu gidiş o gidiş. Bu gidişin sebebi ise o servinin ayağını öpebilmek. Tabiatta da su servilerin ayağını öpüyor ya! Hani servileri su kenarlarına diktikleri vakit su her daim onun ayağını öpüyor, ayağını öperek geçiyor, tabir doğru olursa ayağına baş koyuyor ya.. Şaire göre bu baş koyma Ravza'da, Efendimiz'in mübarek bedeninin bulunduğu bahçede olacak, Medine'de. Onun için su (Dicle) hep Medine istikametine akıyor. Keşke Dicle olsaydık, böyle kara yazılı insan olacağımıza! Böylece vahdet servisine ulaşırdık, belki ayağına düşer şefaat dilenirdik.
1000k

sueda

, bir kitap okudu
Puan vermedi·304 syf.·
26 saatte okudu
·
2025 21. kitabı
Michael Ende
8.4/10 · 82,3bin okunma
Çeşit çeşit yalnızlık vardır. Momo'nunki çok az kişinin bildiği ve çok az kişinin dayanabileceği bir yalnızlıktı. Bir hazine sandığının içine kilitlenmiş ve hazine her gün çoğala çoğala sonunda onu boğacakmış gibi hissediyordu. Hiçbir çıkış yolu yoktu. Kimse ona ulaşamıyor ve o da kimseye varlığını gösteremiyordu. Dağ gibi bir zaman yığınının altında bunalmış kalmıştı. Bazen o renkleri hiç görmemiş, o müziği hiç duymamış olmayı dilediği saatler bile oluyordu. Ama ona sorsalar, ölümü pahasına bile olsa yaşadığı olayları dün ya da başka hiçbir şeye değişmezdi. Artık öğrendiği bir şey vardı: Başkalarıyla paylaşılmayan zenginlikler insanı mahvediyordu.
Sayfa 237·Kitabı okudu
1000k
Reklam