Konusu:
Gracelyn Mae çalkantılı evliliğinin sonunda aldatıldığını öğrenir ve ne kadar kocasının tekrar kendini sevmesini dilese de yollarını ayırırlar. Tekrar ailesinin yaşadığı kasabaya dönen Grace, herkesin meraklı bakışlarının ve dedikodularının hedefi olmuştur. Hayatı boyunca annesinin istekleri, etraftakilerin baskısı altında kendini kaybetmişken aynı kendisi gibi kasabanın hedefinde olan ve bir canavar olarak adlandırılan Jackson Emery'le tanışır. Başta o da onu öyle görse de aslında önce ekşi sonra tatlı olan jelibonlar gibi olduğunu fark eder. Bir süre sonra kasabada kendini güvende hissettiği tek yer Jackson'ın yanı olurken aynı zamanda beraber kendilerini bulmaya çalışırlar. Ortaya çıkan skandallar, geçmiş travmalar ve aile dramaları da uğraşmaları gereken başka sorunlardır.
Yorumum:
Yüz Karası kesinlikle reading slump'a birebir olan, oturduğunuzda ne kadar okuduğunuzu bile anlamadan başından kalkacağınız bir kitap. Bana ilaç gibi geldi, akıp gitti. Romantik-dram türünde, üzüldüğüm ve gözümün dolduğu yerler oldu ama romantik kısmı çok güzel olduğu için dramı o kadar boğucu gelmedi. Başkarakterlerin arasında gelişen hikaye, Grace'in ve Jackson'un diyalogları ve birbirlerine olan yaklaşımları, iyi değillerse bile bunun sorun olmadığını hatırlatmaları çok hoşuma gitti. Kayıp ruhlu iki kişinin kendilerini bulurken birbirlerini de gözetmeleri ve anlamaya, kendilerini ifade etmeye çalışmaları, öylesine şeyler konuşurken bile güvende hissetmeleri çok tatlıydı. Romantik kısımları okurken çok keyif aldım ki neredeyse tek keyif aldığım noktalar oralardı diyebilirim.
Bunun dışında aile dramalarının giriş ve gelişme kısımları güzel işlense de sonlara doğru patlayan olaylar bu kadar da olmaz dedirtirken diğer karakterlerin oldu bitti gibi gelen gelişimleri beni biraz