Yürürdüm öyle, çemen tâze, ortalık tenhâ; uzak yakın bütün eşyâda bir sükûn-ı melûl; likâ-yi hüzn-i tabîat pür-ihtizâz-ı bükâ... Güzeldi doğrusu: Nîsan içinde bir eylûl. Anlamı* Yürürdüm öyle, çimen taze, ortalık tenha Uzak yakın bütün eşyada boynu bükük bir sakinlik Tabiatın hüzünlü çehresi çok titrek bir ağlayışı Güzeldi doğrusu: Nisan içinde bir eylül Rübab-ı Şikeste
Atamdan Anzaklar için ..
"Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızi dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır."
Reklam
Gözlerim rüyaların yakutlaşan yerinde, Fecir, nihayetlerden nihayetleri taşır. Kanatlanır hasretim sevgimin göklerinde, Ve temiz enginlerden turnalar yakınlaşır. Uzak minarelerden uzak kandiller yanar, Hatırlıyor gibiyim unuttuğum izleri. İpek maviliklerde uyanır bütün bahar; Bütün bir renk eritir sedeften denizleri. Turnalar belki selam getiriyor çöllerden, Ben bu çöl gülleriyle belki serinliyorum; Bir şırıltı esiyor bilinmeyen göllerden. Turnalar, uzaklarda söylenen bir şarkıdır; İçimdeki boşluktan bir sükûn dinliyorum, Ve bu ses dünyaların birbirinden farklıdır. Fazıl Hüsnü Dağlarca Turnalar
Şiir
Vaktime bereket, kalbime sükûn istiyorum. Gün sonunda; boşluğun değil, anlamın bıraktığı bir yorgunluk kalsın istiyorum.. Hayrla meşgul olup, yoluma çıkan her insanın beni biraz daha O'na yaklaştırmasını istiyorum.. Aceleden arınmış bir yürüyüşle, ömrü sessizce hayra bağlamak; geldiğim yere yüzüm ak, kalbim ağırbaşlı dönmek istiyorum..
İnsan ve Duygular
1924 sonlarında, Milli Mücadele’nin lider kadrosundan Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele gibi isimler, gidişattaki otoriterleşmeye tepki olarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. Bu parti programında "programımız liberaldir, dini inançlara saygılıdır" diyerek güçler ayrılığını ve yerel muhtariyeti (1921 ruhunu) savundu. Ancak bu hamle, kurucu elit tarafından rejimi geriye götürecek bir "karşı devrim" odağı olarak kodlandı. Çok kısa süre sonra patlak veren Şeyh Said İsyanı (1925), muhalefetin tamamen ezilmesi için uygun konjonktürü sağladı. Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarıldı, İstiklal Mahkemeleri kuruldu ve TCF kapatıldı.
Tarih
1920–1923 arası tecrübenin yerli ve özgün bir uzlaşı kültürü üretti. Kurtuluş Savaşı gibi devasa bir altüst oluş, iddia edildiği gibi yukarıdan aşağıya bir diktayla değil; hocaların, ağaların, solcuların ve subayların bir arada oturduğu o meclisin rızası ve ortak kararlarıyla kazanıldı. Yani demokrasi, savaş bittikten sonra lütfedilecek bir lüks değil, bizzat zaferi getiren motor kuvvetin kendisiydi. Bu çoğulculuğun 1924–1925 sürecinde (özellikle Takrir-i Sükûn Kanunu ve TCF'nin kapatılmasıyla) budanması, Türkiye'de legal ve kurumsal muhalefet kültürünün gelişimini felç etti. Muhalefet kanalları kapatılınca, siyasi rekabet meclis kürsüsünden yeraltına, reaksiyoner odaklara veya gizli networklere kaydı. Bu da Türkiye siyasetinin genetiğine yerleşen o kronik "merkez-çevre" çatışmasını ve "rejim elden gidiyor" korkusunu kalıcı hale getirdi. 1924 kırılması, Türkiye'nin modern bir devlet olabilmek adına kendi içinden çıkan en organik, en katılımcı ve en çoğulcu yönetim pratiğini feda ettiği o trajik momenttir.
Tarih
Reklam
Reklam