Nevrozlar parazittir ve biz insanlar onların ezeli konağıyız.
Nevrozlar bitmek bilmez şikâyetlerimizle beslenmek isterler.
Döngüyü ancak bunu yapmazsak kırabiliriz.
İşte o zaman duygularımıza ve isteklerimize yeniden güvenebiliriz.
Nevrozun zırhını değil, Kendimizi güçlendirelim, dürüstçe, çırılçıplak ve kimseyi kandırmadan.
Hayata daha fazla işleyen bir gerçeklik elde edelim.
Daha az eylem daha sık olma haline geçelim.
Sadece burada benimle, Sadece burada seninle, Birazcık dün, bolca şimdi ve az biraz da yarınla.
Yaşamak çarpısı derlerdi buna, yaşamak çarpıntısı.
Ne acelemiz vardı? Kime kavuşacaktık?
Yokuşu göze almak mı? Niçin?
Bir geçit
nereye açılmak için gerekti bize?
Susmak bilmiyordu tepemizde ses, saklı ve açık:
Tamamla çabuk! Çabuk bitir! Hadisene!
Sese bühtan etmedi aramızdan hiçbiri
değil mi ki hepimiz
işaretli ve yarım
dünyaya sarkık.
Size de bugün yalan söyleniyor ama siz bunun nasıl yapıldığının çok da farkında değilsiniz. Gerçeklerinizi çalıyorlar ve gerçeklerinizi korumak için hiçbir şey yapamıyorsunuz. Kendi geçmişimi düşünüyorum, sizin de bugününüzü. Hangimizin durumu acaba daha kötü, emin olamıyorum.
Dört nesil boyunca insanların zihninden pay çalmak isteyen liberalizmin derdi bizi sosyalleştirmek olamazdı elbet.
Zaten 80 yıldır insan zihninin meta olduğu bir dünyada bu ne kadar mümkün olabilirdi ki?
rivayete göre, Sultan Murat'ın annesi Nilüfer Hatun'un "Ey ıssız Kosova, neden beni oğulsuz bıraktın? Zenginliğin bol olsun ama kimse sende servet bulamasın ve kan dökülmeden asla yaşamayasın!" bedduası ile bu toprakları lanetlediği söylenir.