...bir bilinmezin içinde müthiş bir şekilde özgür kaldığımı, hiçbir amacımın söyleyecek bir sözümün kimseyle bir bağımın olmadığını fakat etrafımı saran bütün bu karanlık yaşamı damarlarımda akan kanım kadar yoğun hissediyordum. Hiçbir şeyin benim için olmadığı fakat yine de her şeyin bana ait olduğu duygusunu taşıyordum içimde.
Dürtülerin vahşice ve kontrolsüzce boşaltıldığı, şehvetin dizginlenmediği bir dünyanın son müthiş kalıntıları, sadece dürtüleriyle hareket eden hayvanların olduğu bu ıssız sokaklar, sunduklarıyla heyecan verir, gizledikleriyle de çekicidir. İnsanların rüyalarına girerler.
Bu tür sokaklar Hamburg'da da, Colombo'da da, Havana'da da aynıdır, büyük lüks bulvarlar her yerde birbirine benzer çünkü zenginlik ve fakirlik dünyanın her yerinde aynıdır.
Bu küçük ara sokaklar büyük şehirlerin çukurlarında gizlenirler çünkü onlar, yüzlerce maske takmış seçkin insanların yaşadığı aydınlık, pencereleri pırıl pırıl evlerin neler gizlediğini küstahça ve utanmadan söylerler.
Gönül rahatlığıyla ve hiç kederlenmeden mi ayrılacağım buradan? Hayır, bu kentten ayrılışım ruhum sızlamadan olmayacak.
Ne uzun günler geçirdim bu surların içinde acı çekerek. Ya o yalnızlık dolu, bitmek bilmeyen geceler? Lakin acılarından ve bir başınalığından pişmanlık duymadan ayrılabilen kim var ki bu dünyada?