"..hak için ölenler sayesinde kalkmıştı kölelik, hak için ölenler sayesinde yıkılmıştı saraylar, hak için ölenler sayesinde kabul olmuştu hukuk, hak için ölenler sayesinde susturulmuştu meydanı boş bulan yağmacılar... Hak için ölenler insan olmayı öğrenmiş, kendi anlamını fark edebilmişti. Yeri geldiğinde hak için ölmek gerekirdi, ama asla hak için öldürmemeliydi!"
"...solcular diyip yaftaladılar bizi ama umursamadık .Sağ sol fark etmezdi aslında, anlamazdık da , hak için yola çıkmıştık , kimin hakkı olursa olsun. Birkaç kişiyle başladı her şey ,sonra sayımız giderek çoğaldı ,düzeni değiştirecek kadar fazlaydık ! Hepsi sokaklarda ! Ama ne oldu biliyor musun?!.. O binlerce insan , sonunda yola ilk çıkan o birkaç yüreğin dağlanmasını seyretti aynı meydanlardan ! Öyle dikilip izlediler , ahlaklı bir şekilde hakkı korumaya yemin etmiş yiğitlerin asılmasını ..."
Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince, insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.".
Bir kadın, tren penceresinden dışarı bakabilir, bu sırada gözüne bir kömür parçası kaçar, o ehemmiyet vermeden bunu ovuşturur ve bu minimini hadise dünyanın en güzel gözlerinden birini kör edebilirdi. Göz mü mühim, kömür parçası mı? Asıl hayat teferruattan ibarettir. Bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyor.
"Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum "Kürk Mantolu Madonna"yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.".